20 yıl önce bugün

27.10.2019 - 20:59
0 Kişi Yorum Yaptı
İsmet ÇİĞİT ismetcigit@seskocaeli.com

Bugün, 17 Ağustos…

Türkiye’nin son yüzyılda yaşadığı, bizim bölgemizi, şehrimizi vuran, yıkan; hepimizde az ya da çok bir miktar psikolojik sorunlar bırakan, hepimize az ya da çok bir miktar maddi zarar verdiren felaketin yıldönümü.

Kuşkusuz, 17 Ağustos felaketi bu bölgede pek çok kişiye büyük zarar verdi. İnsanlar evlerini, işyerlerini kaybetti. İnsanlar en sevdikleri yakınlarının cenazesini enkaz altından çıkarttı. İnsanlar kayıp yakınlarının cenazesini teşhis etmek için, buz pistinin üzerinde çıplak yatan cesetleri inceledi.

Ama, küçük de olsa, bu kentte bir grup insan da, 17 Ağustos sayesinde zengin oldu. Köşeyi döndü.

Kimisi hafriyat, nakliyat işi yaptı. Kimisi enkaz kaldırma işlerine daldı. Kimisi inşaat malzemesi sattı. Kimisi hasarlı binaları ucuza kapatıp, güçlendirmeden makyaj yaparak, öğrencilere kiraladı.

------------

Aradan bunca yıl geçti. Bu bölge için deprem korkusu hala geçerlidir. Ama acılar büyük ölçüde küllendi.

Bugün 17 Ağustos’un yıldönümünde acıları körüklemek, “Hala ağır hasarlı binaları yıkamadık. Hala depremden ders almadık” edebiyatı yapmayacağım.

Aradan 20 yıl geçmiş. Acıları, korkuları içimize gömdük.

O günlerden aklımda kalan bazı anıları, bir kez daha paylaşmak isterim.

17 Ağustos 1999 Salı günü saat 03.02’de yaşandı korkunç felaket. Şiddeti 7.4, süresi 45 saniye olarak açıklandı. Binalar sallanmadı. Adeta tornavida ile sıkılan bir vida gibi döndü.

16 Ağustos Pazartesi gününü, 17 Ağustos 1999 Salı gününe bağlayan gece hava inanılmaz sıcaktı. Hani şu günlerde çok sıcak var, çok nem var diye yakınıyoruz ya. O geceki sıcak ve nem anlatılır gibi değildi.

Deprem gecesi gökteki yıldızlar, adeta biraz zıplarsanız elinizle dokunacakmışçasına yakındı. Sanki yıldızlar yere inmişti. Akşam hava kararmaya başladığından, saat 03.02’de korkunç deprem başlayana dek, sokaklarda kedi-köpek, havada kuş kalmamıştı. Adeta insanlar dışındaki bütün canlılar, bir felaket olacağını hissetmiş ve bir yerlere sinmişlerdi.

Kozluk, Rasathane Caddesi, 2. yol girişindeki Tesisler Apartmanı’nın 4. katında oturuyorduk.

Aslında o gece 45 saniye içinde 1 değil 4 deprem olmuştu.

Kuzey Anadolu Fay Hattı, üzerinde, 4 ayrı kol kırılmıştı. Bu nedenle, deprem başladıktan 10 saniye sonra bitti gibi oluyor, bir saniye sonra yeniden başlıyordu.

Sıcaktan o gece hiç uyuyamamıştım. Yatak, terden sırılsıklamdı. Deprem bitti. Dışardan feryatlar yükseliyor.

Ben İzmit’te doğdum. Aklım ermeye başladığından itibaren, bu kentte büyük bir deprem felaketinin yaşanacağını biliyordum. Belki inanmazsınız. Ben, eşim ve iki çocuğumla deprem durup, dördüncü kattan, karanlık merdivenleri inip dışarıya çıkarken yatak odamızda hazır bekleyen deprem çantamızla birlikte çıkmıştık.

Çantanın içinde, iki paket sigara, iki tane çakmak, iki paket ıslak mendil, bir pilli el radyosu, iki parça ziynet eşyası ve bir miktar para vardı.

Depreme yakalandığımız evi Cengiz Kavan’dan satın almıştım. Daha önce deprem korkusu ile iki evden çıkmıştım. Cengiz Kavan’ın çok uygun zeminde, son deprem yönetmeliğine göre çok sağlam bir bina yaptığını bildiğim için, ailemi bu binaya taşımıştım.

45 saniye süren deprem durdu. Kozluk ve çevresinde oturan binlerce insan, Vali’nin evi ile, eski Orduevi Sineması arasındaki meydana toplanmıştı.

Benim oturduğum binada duvar bile çatlamamıştı. Kozluk’ta da yıkılan bina falan yoktu. Ama çok büyük bir felaket yaşandığı ortadaydı.

Hala hava çok sıcak, hala yıldızlar yere çok yakın ve çok parlaktı. Hala sokaklarda kedi köpek yoktu, havada kuş uçmuyordu.

Herkes felaketin boyutlarını öğrenmek istiyordu. Cep telefonları yeni yeni yaygınlaşıyordu. Ama şebekeler yetersizdi. Herkes telefona yüklenince, bütün telefonlar kilitlenmişti. Haberleşme kesikti.

Dönemin Belediye Başkanı Sefa Sirmen ve dönemin 15. Kolordu Komutanı Hurşit Tolon, Vali Memduh Oğuz’un evine geldiler. Onlar Ankara ile temas kurmaya çalışıyor, meydanda toplananlar onlardan bilgi almaya çalışıyordu.

Bir yandan kuvvetli artçılar devam ediyordu. Ayağınızın altındaki toprağın sürekli hareket ettiğini hissediyor, artçılarla birlikte yerin altından korkunç bir homurtunun yükseldiğini duyuyordunuz.

Saat 05.00’e geldi. Yani felaketin üzerinden yaklaşık 2 saat geçti.

Eski Orduevi Sineması önündeki boşluğu bilirsiniz. Orada caddenin ortasında yüksek bir aydınlatma direği vardır. Ben sinema binası tarafında oturuyordum. Artçı sarsıntılar sırasında o uzun direk, yere kadar eğilip kalkıyordu.

Hiçbir yerden haber alamıyor, hiçbir yere ulaşamıyorduk.

Kimisi, “Gölcük, Değirmendere haritadan silindi. Taş taş üstüne kalmadı” diyordu. Kimisi “Derince 60 Evler bitmiş, Karamürsel Sahili’ndeki büyün yazlık siteler yıkılmış” diyordu.

Tek umudum TRT’ydi. Deprem çantası ile birlikte yanımda getirdiğim küçük el radyosunu açtım. Bizim yaşadığımız felaketin üzerinden 2 saat geçmiş, hala artçılar sürüyor TRT Radyosu’nda “Yurttan Sesler korosu” türküler söylüyordu. “Eyvah” diye düşündüğümü hatırlıyorum. “Biz yıkıldık, bittik. Ama hala Ankara’nın haberi yok.”

-------

Hava aydınlandı, sabah oldu. Hava yine çok sıcak. Ben ve ailem, İnönü Caddesi’nden aşağıya iniyoruz. Fethiye Caddesi’ne döndük. Yıkık, enkaz halinde bina yok. Fethiye Caddesi’nde birkaç mağazanın vitrini kırılmış. Mallar açıkta. Etraf çok kalabalık. Ama yağma, talan yok.

Sokakta tanıdıklarla karşılaşıyorsunuz. Sanki yeni doğmuş insanlar gibi kucaklaşıyor, “Senin bir zararın var mı?” diye soruyorsunuz.

Karabaş Mahallesi Cebesoy Sokak’taki eski gazete binasına geldik. Hemen yanımızda eski Valilik var. Bahçesi “Kriz Merkezi” olmuş. Biz yürüyüş boyunca şehir merkezinde yıkık bina görmedik ama, Valilik bahçesinde çevre ilçe ve köylerden gelmiş yüzlerce insan var. Yıkılan evlerinde enkaz altında kalmış yakınları için iş makinası istiyorlar.

Vali Memduh Oğuz, eski Valilik binasının bahçeye bakan kapısı önündeki merdivenlerin üzerine oturmuş, başını iki eli arasına almış. Yanına gittim, “Sayın Valim, iş makinası lazım. Kurtarma ekibi lazım. İnsanları sakinleştirseniz” dedim.

Bana aynen şöyle dediğini hatırlıyorum:

“Boş ver İsmet. Bu hır kıyamet. Allahın işine karışılmaz. Bu iş bitmedi. Her yer yıkılacak, herkes ölecek. Bir şey yapmak için çırpınmaya gerek yok. Otur, sen de dua et ve bekle.”

Devlet bile bu ruh hali içindeydi.

Elektrik yoktu. TV izlenemiyordu. Benim elimdeki pilli radyoda TRT’de haberleri dinliyordum. Artık Ankara’nın haberi olmuştu. “Merkez üssü Gölcük” diyordu. “Çok büyük yıkım var. Çok ölü, çok yaralı var” diyordu.

Ama henüz DSP-MHP-ANAP koalisyon hükümetinden ses yoktu. Muhtemeldir ki Başbakan Ecevit henüz Rahşan Hanım’ın yanında uyuyordu.

Akşam oldu. Hava kararmaya başladı. İlk kez o gün gazete yapamamıştık. Çünkü kentte elektrik yoktu.

Akşamın karanlığında, Valilik bahçesinde ilk kurtarma ekiplerini gördüm. Üzerlerinde kocaman kırmızı hac bulunan genç insanlar gelmişti Valilik bahçesine. İsviçre Kızılhaç gönüllüleriymiş gelenler. Ankara’dan Kızılay gelmeden, Zurih’ten Kızılhaç gelmişti.

Gece yarısına doğru, başlarında lambalı baret bulunan sarı elbiseli Zonguldak madencileri geldi.

-----------

Eski gazete binasının önündeki küçük süs havuzu kenarında bankta tek başıma oturuyordum. Korkunç felaketin üzerinden 24 saat geçmiş. Hiçbir şey yememişim.

Valilik bahçesinden, üzerinde Kızılhaçlı gömleği ile bir genç çıktı. Sokaktan geçerken beni gördü. Yanıma geldi. Elindeki yeşil elmayı uzattı.

Hiç konuşmadık. Ama bana acıyan gözlerle baktığını hissettim. Elmayı aldım, yerken ne kadar aç olduğumu ve ne kadar korku içinde olduğumu fark ettim.

Hayatımda yediğim en lezzetli, en güzel elmadır.

Hiç unutamam.

Biz bu bölgede, bu coğrafyada yaşıyorsak, yine deprem olacak. Biz görmeyebiliriz. Ama çocuklarımız, torunlarımız, en geç onların torunu mutlaka görecek.

Tedbirli olun, sağlam binada oturun. Cep telefonuna güvenmeyin, bir deprem çantanız ve içinde küçük bir pilli radyonuz, tiryakiyseniz iki paket yedek sigaranız ve bir çakmak da bulunsun.

17 Ağustos 1999 büyük deprem felaketinin şehitlerinin manevi huzurunda saygıyla eğiliyorum.

Bende daha çok deprem anısı var. İlerleyen yıllarda Allah ömür verirse yazmaya devam ederim.

YORUMLAR
Yaptığınız yorumlar editör onayından geçmektedir.
Diğer Yazıları +
Tarhan’ın suçlamaları; Büyükakın’ın savunması KÖŞE YAZILARI
Yine çok geriliyoruz KÖŞE YAZILARI
Yapmayın, Din kardeşiyiz KÖŞE YAZILARI
Hazır okullar tatilken; Şu İzmit’i dolaşsanız KÖŞE YAZILARI
Kerpe’de Sonbahar KÖŞE YAZILARI
Avrupalı olmak, iyidir KÖŞE YAZILARI
Çabuk yıprandılar KÖŞE YAZILARI
MİA iyi projedir DİĞER
Gelin üzerine gelin, benim işim kolaylaşıyor KÖŞE YAZILARI
Cumhurbaşkanımız ABD’ye uçarken KÖŞE YAZILARI
CHP’lilerin aklının köşesinde Küçükkaya’ da bulunmalı KÖŞE YAZILARI
Erken kalkın; Ata’mızı anın KÖŞE YAZILARI
Karanlıklar ülkesi KÖŞE YAZILARI
Korkmayın, suyumuz bitmez KÖŞE YAZILARI
Kemal Bey sopasını partisinde sallamalı KÖŞE YAZILARI
6 Kasım: SEKA’nın kuruluş yıl dönümü KÖŞE YAZILARI
Liderliğin kıymetini bilelim KÖŞE YAZILARI
Yeniden Ahmet Serimer ile birlikte çalışmak..! KÖŞE YAZILARI
41 milyon turistin kaçı bize geldi? KÖŞE YAZILARI
Her 1 Kasım’da içim “Cız” eder (Arif’imin anısına) KÖŞE YAZILARI
Fuar alanı zaten Millet Bahçesi’ydi KÖŞE YAZILARI
Atatürkçü Dernekler de susup, korkarsa..! KÖŞE YAZILARI
15 Temmuz mu? 29 Ekim mi? KÖŞE YAZILARI
Bu şehirde gazeteciliğe yeniden itibar gelecek KÖŞE YAZILARI
CHP’de yarış kimler arasında? KÖŞE YAZILARI
Ey muhalefet; hâlâ buradaysan ses ver KÖŞE YAZILARI
Kendinize iyilik yapın, Biraz kahkaha atın KÖŞE YAZILARI
Sağlam dostlar olsun, Başka şeye gerek yok KÖŞE YAZILARI
Trump’a 120, Putin’e 150 KÖŞE YAZILARI
İzmit’in en güzel yeri: Fevziye’nin Bahçesi KÖŞE YAZILARI
Bu kentin ıskaladıkları KÖŞE YAZILARI
Barış, her haliyle güzeldir KÖŞE YAZILARI
Umut da olmasa KÖŞE YAZILARI
İyi yapılan bir iş, başarılı bir kişi arıyoruz KÖŞE YAZILARI
Bize kızmakta çok haklılar KÖŞE YAZILARI
Üzülmez’in sopası KÖŞE YAZILARI
Off İzmit’im off KÖŞE YAZILARI
İzmit nostaljisi KÖŞE YAZILARI
Kocaelispor hakkında KÖŞE YAZILARI
Elbette, askerimiz ve ülkemiz için duacıyız KÖŞE YAZILARI
Nihat Ergün, önemli adamdır KÖŞE YAZILARI
Banliyö tren ne büyük yalan..! KÖŞE YAZILARI
Der Spiegel’in makalesi KÖŞE YAZILARI
İzmit’te üç noktaya içki ruhsatı hikayesi KÖŞE YAZILARI
Tahir Kardeş,benden şikayetçi KÖŞE YAZILARI
Camiler ve Din Görevlileri haftası KÖŞE YAZILARI
Çok iyi konuşuyorsun da Sevgili Başkan..! KÖŞE YAZILARI
Bu kent, çok pis kokuyor KÖŞE YAZILARI
GS-FB maçını statta izledim KÖŞE YAZILARI
Muhteşem yeni yol; Rezalet mevcut yol KÖŞE YAZILARI
Beni yiyemezsiniz; DİŞİNİZ KESMEZ..! KÖŞE YAZILARI
20 yıl önceki proje KÖŞE YAZILARI
Cep telefonuna güvenmeyin; deprem olur, elinizde kalır KÖŞE YAZILARI
Uzun yaşamak bir lütuf mu? KÖŞE YAZILARI
​ Tahir Hoca’m haklıymış, CHP’liden dost olmazmış KÖŞE YAZILARI
Korkmayın, ısırmayacağız KÖŞE YAZILARI
Kaltak ne demek? KÖŞE YAZILARI
Bizde bir tane Greta çıkmaz mı? KÖŞE YAZILARI
Başımıza ne yağacak? KÖŞE YAZILARI
Unutulan projeler KÖŞE YAZILARI
İşsizlik ve fuhuş birlikte yükselir KÖŞE YAZILARI
Siz, ne varsa satın; Hürriyet’e su vermeyin KÖŞE YAZILARI
AKP kendisini de eleştirebilmeli KÖŞE YAZILARI
Neler neler kaybettik? KÖŞE YAZILARI
En güzel mevsim, ama arkası kış KÖŞE YAZILARI
Her yer kiralık, herkesin çeki patlak KÖŞE YAZILARI
Engin Hoca ve Şenol Hoca KÖŞE YAZILARI
AKP iktidar, CHP muhalefet kalsın KÖŞE YAZILARI
Büyükşehir dağınık KÖŞE YAZILARI
Gelecek yıl, hamsi de olmazsa KÖŞE YAZILARI
Belki de en zor maç KÖŞE YAZILARI
Vatandaş için yüksek, Esnaf için düşük fiyat KÖŞE YAZILARI
​ Saat 11.30’da herkes oturup, maçı izlesin KÖŞE YAZILARI
Yüzde 0.86 ne mutlu, söyle de inanalım KÖŞE YAZILARI
Bırakın Fatma Hanım biraz iş yapsın KÖŞE YAZILARI
Krizi bir de sanayiciden dinledim KÖŞE YAZILARI
Önce Karadeniz, sonra Körfez KÖŞE YAZILARI
Büyükakın, BÜYÜK iş yaptı KÖŞE YAZILARI
Bayrak asın, bayram yapın KÖŞE YAZILARI
Fatma Hanım yalnız değildir KÖŞE YAZILARI
Devlet vergi, Vatandaş keyif alamıyor KÖŞE YAZILARI
Sıcaklar mı bizi bu hale getirdi? KÖŞE YAZILARI
Gebze’yi il yapalım KÖŞE YAZILARI
İki ayda hayatım nasıl değişti KÖŞE YAZILARI
Balık zamanı geliyor KÖŞE YAZILARI
Bir işe ya hiç başlamayın; ya da başladığınız işi bitirin KÖŞE YAZILARI
Kocaelispor camiasının “cek-cak”lara karnı tok KÖŞE YAZILARI
Bir gün herkes AKP’li olursa KÖŞE YAZILARI
Yürüyüş Yolu, siyaset üstü olmalı KÖŞE YAZILARI
AKP ve CHP’de kongreler KÖŞE YAZILARI
Geri dönüşüm kutusundan taşan cam şişeler KÖŞE YAZILARI
20 yıl önce bugün KÖŞE YAZILARI
1 yaşındaki temiz, tertipli çocuk; 18 yaşındaki huysuz, yorgun ihtiyar KÖŞE YAZILARI
2. İztop skandalı KÖŞE YAZILARI
Bayramlarda çok daha güzelsin sevgili İzmit KÖŞE YAZILARI
Şahabettin Bilgisu Caddesi böyle mi olmalı? KÖŞE YAZILARI
100. yıla yeni anayasa KÖŞE YAZILARI
Lütfen kendinize çok dikkat edin KÖŞE YAZILARI
Bayramda da kolum askıda KÖŞE YAZILARI
Daha çok (ıhh) diyeceğiz KÖŞE YAZILARI
Toplu taşıma işi kötü patlayacak KÖŞE YAZILARI
TÜPRAŞ giderse büyükşehir biter KÖŞE YAZILARI
Fatma Hanım yanlış yapıyor KÖŞE YAZILARI
Erken seçim mi? Hadi canım siz de… KÖŞE YAZILARI
Haydi İzmit’e turist getirelim KÖŞE YAZILARI
Haydi İzmit’e turist getirelim KÖŞE YAZILARI
Bu güvene layık olmak zorundayız KÖŞE YAZILARI
Bu “SES” sizin sesiniz KÖŞE YAZILARI
Sendikalar yandaş olursa, çalışanlar kaybeder KÖŞE YAZILARI
Başladığınız bir işi de bitirin KÖŞE YAZILARI
Murat Kekilli mi? Aleyna Tilki mi? KÖŞE YAZILARI
Çöp kamyonu ve çekici terörü KÖŞE YAZILARI
İl başkanını boşverin şimdiden büyükşehir adayı bulun KÖŞE YAZILARI
Balık özlemi KÖŞE YAZILARI
Fatma Hanım’ın köpekle imtihanı KÖŞE YAZILARI
Fikri Işık doğru söylüyor KÖŞE YAZILARI
Bulut’u çok ararız KÖŞE YAZILARI
Ellibeş’in Sorumluluğu KÖŞE YAZILARI
Değişim zamanı KÖŞE YAZILARI
“İlimizin özelliği nedeniyle…” KÖŞE YAZILARI
Bu şehirde yapılan güzel işlerde var KÖŞE YAZILARI
Korkan korksun BİZ HEYECANLIYIZ KÖŞE YAZILARI
Bu yılı da ıskalamayalım KÖŞE YAZILARI
Biz ne yapacağız? KÖŞE YAZILARI
Her şey (DAHA) güzel olacak KÖŞE YAZILARI
Kendinize iyilik yapın, Biraz kahkaha atın KÖŞE YAZILARI
Sağlam dostlar olsun, Başka şeye gerek yok KÖŞE YAZILARI
Dünya da bizden büyük DİĞER