Kocaeli’nin En Prestijli Gazetesi
Dolar 17,9573
Euro 18,4414
Altın 1.039,66

Çürümüş kültürün, isteksiz Mesihleri

Serhat Barış Perktaş'ın kaleminden...

Son zamanların en sık duyduğumuz mavralarından birisi ''Z kuşağı'' adlandırması ve peşi sıra gelen beyhude hayaller silsilesini ele alacağım bu deneme, kimilerinin pek tabii canını sıkabilir. Eğer siz de ''Z'' kuşağı(na) inanan biri iseniz tetiklenme uyarımı en başta yapmak isterim.

Peki Z kuşağı kimdir ve ne ifade eder: genel kanı 1990 ile 2010 arası doğmuş kişilerin Z kuşağı olduğundan yanadır. Bu kimselerin genel özellikleri 90'lar ve 2010'lu yıllar arasında doğmak dışında hiçbir şey değildir. Peki bizi Afganistan’ın dağ köylerinde doğmuş, internet namına herhangi bir duyumu olmayan çoban genç ile New York'ta doğmuş ve üniversite mezunu. Start-up hayalleri olan yazılımcı bir diğer gencin aynı sınıflandırmaya sokan yanılsama nedir? Elbette bu iki insan farklı kültürler paylaşmakta, farklı iletişim araçları(medya) kullanmakta ve en önemlisi ayrı iki dünyada yaşamakta. Bizim bu noktada Z kuşağı bireylerinin tüm bir 90'la 2010 arası doğmuş kişilerin aynı sınıflandırmaya sokulmasını sorgulamamız gerekiyor.

İki uç örnek arasında yaptığım karşılaştırma üzerinden çıkarımda bulunmam size doğru gelmediyse bu sefer 1999 doğumlu ben ile en yakın arkadaşımı kıyaslayalım. Aynı ilk okul ve orta okulu beraber bitirdiğim bu arkadaşımla yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmezdi. Aynı mahallede oturup, aynı okula giderdik ve itiraf etmeliyim günün 12 saatini beraber geçirirdik. Tüm bunlara rağmen ben üç yaşımdan itibaren bilgisayar kullanan ve tabi internetle de haşır neşir bir çocukken arkadaşımın evine bilgisayar orta okulda belediyenin bir hediyesi olarak geldi. Şayet bu yaşanmasaydı hiçbir zaman bilgisayarı olmayacaktı. Evlerinde hala internet bağlantısı olmadığını biliyorum. Yine aynı çocukluğu geçirdiğim arkadaşımla siyasi fikirlerimiz, ilgi alanlarımız, içki tercihlerimiz, İnançlarımız, yaşantımız taban tabana zıt. Fakat yine de bir değerlendirme yaparken ikimiz de Z kuşağı olarak ele alınıyor ve bu yanılsamanın ardından hakkımızda olan zırvalamaları dinliyoruz.

Bunca insan (ki bazıları fikirleri önemsenen insanlar) neden bu sınıflandırmanın ardına Z kuşağına methiyeler düzüp, bu kuşağın ''gümbür gümbür geldiğine'' inanıyor. Sonuç içler acısı. İçi boşalmış bir kültür ve onun erozyona uğrattığı toplum, yine bu toplumun onu kurtaracak Mesihler arayışı. Soğuk savaş sırasında ve sonrasında nükleer felaket ve karşı tarafa (Batı için Rusya, Rusya için batı) olan düşmanlıkla korkutulan toplumlar, yine bu korkuyla sindirilerek etkisiz kılınmıştı. Bugün de insanlık olarak bu korku oyunun devamını görmekte ve sindirilmekteyiz. bknz: 11 Eylül sonrası Irak işgali, Suriye iç savaşı ve sonrası İslami terör örgütleri (ve İslamofobi) ve son olarak Rusya'nın Ukrayna işgali. Tüm bu korku pompalamaları ile sindirilmiş, pasivize edilmiş insanlık, büyük bir sıkışmışlık ve bıkkınlık içerisinde. Bu elbette ülkemiz Türkiye için de geçerli fakat değinmekten itina ile kaçınıyorum. Bu atmosferden kurtulmak isteyen insanlık daha önceleri Büyük figürler üreterek bir devinim kazanıyordu. Bu konuda tarihten yararlanabiliriz. Her ulusun sıkıntılı dönemleri için çıkardığı bazen iyi bazen kötü kimi (Gandhi, Martin Luther king, Türkiye için Mustafa kemal gibi iyi örneklerin dışında, Hitler, Stalin, Mussolini gibi kötü) ''Büyük kurtarıcılar'' çıkarmıştır. Yine aynı şeyi fikir insanları ve ideolojilerle de destekleyebiliriz. Fakat bu durum bizim güncel toplumlarımız için maalesef geçerli değil. Yazımda az önce de bahsettiğim gibi korku ile pasifize edilmiş toplumlarımızda devrim ve devinimler kısıtlanmış, bir öncekinin devamı olarak göreve başlayan silik hükümetler ve güç erkleri döneminde yaşamaktayız. Lütfen hafızanızı zorlayın ve son elli yıldır çıkmış Büyük ve tarihe geçecek bir kişi veya ideoloji düşünün. En ufak bir fikir bile üretmekten aciz durumdayız ve bu durumu içten içe biliyoruz.

Z kuşağına dönecek olur isek belki tek ortak özelliği olan kendini yalnız hissetmek ve bu durumdan kaçınmaya çabalamaktan başka hiçbir şey yapmamakta. Onlara atfedilen kurtarıcı rolünü gururla karşılamaktalar. Fakat hepimizin bilmesi gereken çok korkunç bir gerçek var. Z kuşağı sanat ve fikirden sadece ve sadece yıkımı anlamakta. Fakat bunun için onları suçlamak büyük bir hata olur. Bu konuya bir sonraki paragrafta değineceğim. Elbette böyle büyük bir rol atfedilmiş ve beklenti olmuş yerde reklamcılık sektörünün dahil olmayacağını var saymak büyük incelik ve saflık olur. (Ne de olsa kambersiz düğün olmaz.) Televizyonunuzu veya sizi saatlerce kendine bağlayan herhangi bir ekranınızı açın ve izlemeye başlayın. Belli bir vakitten sonra bir şeylerin sizlere sürekli olarak tekrarlandığını göreceksiniz (tabi algınız hala açıksa). Size izletilen reklamların sürekli olarak kısır bir döngüyle renkler ve logolar değişerek tekrarlandığını göreceksiniz. (Önceden belirtmeliyim ki size söyleyeceğim şeylerle zıt bir görüşte veya büsbütün karşısında değilim ben sadece gözlemlerimi aktarıyorum.) Reklamların ele aldığı konulardan biri doğa geri dönüşüm, enerji tasarrufu ve küresel ısınma (Yanlış duymadınız bunları söyleyenler büyük şirketlerin reklamları.) bu konuları ele alırken Z kuşağı veya ondan daha genç, (artık adı ne olacaksa) kuşaktan oyuncuları reklamlarda oynatıyorlar. Bu konunun en sükse yaptığı isim Greta Thunberg’tir. Bir diğer konu ise Kadın ve Kadının her şeyi başarabileceğidir (elbette hepimiz kadınların bir engeli olmadığını biliyoruz.) ve son olarak benim aralarından en beğendiğim Kendin olmak, cesur olmak, kendin gibi görünmek. Bu üç reklam biçimi hayatımızı ele geçirmiş durumda ve evet her birinin aktörü de hedef kitlesi de biz Z kuşağıyız.

Algı süremizin saniyelerle ölçüldüğü ve bıkkınlıktan ne yapamayacağımızı bilemediğimiz bir halde, Tik tok ve türevi video bombardımanlarına tutulduğumuz ''sosyal mecralarda'', mahallemizden insanlarmış gibi evimize giren insanların fütursuzca dans edip, şaklabanlık yaptığı videoları izliyoruz. Söylemlerde bizden beklenenler kurtarılacak bir toplum olduğu yönünde olsa dahi, bize bırakılmış sınırlı alan ve imkân ancak ve ancak saçmalıkları tüketmekten başka bir şey değil. Tükettiğimiz her içerik bizlere kendimiz olmamızı söylese dahi, birbirimizin herhangi bir benzerliği olmamasına karşın aynı isimle anılmamız tezatı ile karşı karşıyayız. Düşünmekten aciz kuşağım, buna karşın ancak hadsiz bir gururla karşılık vermekte. İzlediğimiz her sinema filmi, okuduğumuz her metin, Maruz kaldığımız her reklam bizim ne denli farklı ve özel olduğumuzu söylüyor. Sanat bizim için farklı insanların (farklı insan demekle zaten azınlıkları ötekileştirmiş oluyoruz.) sahnede göründüğü, fakat aynı kalıplaşmış karakterlerin oynandığı içerikler oldu çıktı. Çok uzun zamandır oyuncuların, karakterlerin ve Sanatçının ırk, din, cinsiyeti dışında eleştirildiğini görmüyorum. Bu da aklıma tüm Sanatların içinin boşaldığından başka bir şey getirmiyor.

Bir üyesi olarak görüldüğüm Z kuşağı ne bir kurtarıcı ne de hatalı bir üretimdir. Kendisinden önceki tüm insanların sahip oldukları alan ve olanaklara kısıtlı olarak sahip olan, yine tüm insanlar gibi yaşamın özünü arayıp bulamayışı ile hayıflanan, belki de bir sonrakini kurtarıcı olarak görecek, sade İnsanlardır.

Serhat Barış Perktaş'ın kaleminden...

28 Haz 2022 - 12:57 - Yaşam


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Ses Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Ses Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Ses Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Ses Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.




Anket Kocaelispor'da kimi teknik direktör olarak görmek istersiniz?