Kocaeli’nin En Prestijli Gazetesi
Dolar 6,9819
Euro 8,2087
Altın 443,44

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ olmayan AHLAKI nasıl BOZUYOR

İktidar ve çevresinin toplumun ahlakını değer yargılarını bozan ve yozlaştıran diye gündemden düşürmedikleri İstanbul sözleşmesinden imzamızı çekeceğ...

İktidar ve çevresinin toplumun ahlakını değer yargılarını bozan ve yozlaştıran diye gündemden düşürmedikleri İstanbul sözleşmesinden imzamızı çekeceğiz dedikleri bu sözleşmeye yakından bakalım.

İstanbul Sözleşmesini gelin internet Sözlüğü Vıkıpedıa’dan okuyarak başlayalım:

”Kadına yönelik ve aile içi şiddetin önlenmesi ve bunlarla mücadeleyi ilişkin Avrupa Konseyi sözleşmesi bilinen adıyla  İstanbul sözleşmesi, kadına karşı şiddet ve aile içi şiddet konularında temel standartları ve devletlerin bu konudaki yükümlüklerini belirleyen bir uluslararası  insan hakları sözleşmesidir.”

İstanbul sözleşmesi 11 Mayıs 2011 yılında İstanbul’da imzaya açılıyor 1 Ağustos 2014 yılında da bu sözleşmeye imza atan ülkelerde yürürlüğe giriyor.

Bizde de şiddetin önlenmesi dair 6284 sayılı çıkartılan kanun 30 Eylül 2014 yılında yürürlüğe girdi ve fiilen de yürürlükte.

Bu sözleşmeyi imzalayan ülke sayısı 46 uygulayan ülke sayısı ise 33.

Bugün hem öncüsü olup ilk imzayı atan Türkiye şimdi de bu sözleşmeden imzasını çekmenin yollarını arıyor.

Bu sözleşmeye ev sahipliği yapan iktidarın bugün de imzasını çekmesi manidar değil mi?

Güya İstanbul Sözleşmesi eş cinselliği özendiriyormuş, boşanmaları teşvik ediyormuş, LGBT’liliğe ilgiyi artırıyormuş.

Bu gelişmeler toplumun ahlakını bozmakla kalmıyor toplumu da değerlerinden uzaklaştırıyormuş.

Olmayan ahlakı nasıl bozuyorsa.

Bu kara propagandayı kimler yapıyor ve bu gündeme nasıl geldi.

Korono-19 Virüs süreciyle   Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) görünmez virüsü LGBT’lilere bağladı ve toplumun ahlakını bozuyor diyerek tartışmanın işaret fişeğini patlatırken, aslında bu açıklama sahibinin sesiydi.

Peşinden  İstanbul sözleşmesi birden  toplumun gündemine girdi ve  Partili Cumhurbaşkanı da biz İstanbul sözleşmesinden imzamızı çekebiliriz böyle bir çalışma içerisindeyiz demesi ile  bu konu gündemden düşmez oldu.

Bu konunun gündemde tutulmasının   nedeni ekonomik buhranı gündeme getirmemekten başka bir şey değil.

Peki İstanbul sözleşmesinden Türkiye’nin imzasını çekmesini kimler istiyor?

Cemeatler, dinci vakıflar, tarikatlar ve din referanslı örgütlenen dernekler ve bunları referans gösteren yazılı ve görsel medyanın tayfası, her gün topluma bu sözleşme üzerinden  ahlak dersi verip namus bekçiliği yapıyorlar.

İstanbul sözleşmesinin içeriğini bilmedikleri halde gerici ve cinsiyetçi kesimler onların   yayın organları kadınları adeta şeytanlaştırdıklarını görüyoruz.

İşin garip yanı Saray’a yakın bir araştırma şirketinin yaptığı araştırmasında İstanbul Sözleşmesi konusunda ortaya çıkan verilerde bunu teyit ediyor. Sorulan sorulara verilen cevaplarda insanların yüzde 84’ünün bu sözleşmenin içeriğini bilmediği ortaya çıkıyor. Bu araştırmanın sonucunu 20 Temmuz 2020 tarihli Hürriyet Gazetesinin köşe yazarı Abdulkadir Selvi sütununda detaylarıyla anlatıyor.

Sözleşmenin içeriğini bilmeyen toplumun, bu sözleşmeye karşıymış gibi algı operasyonu yapılması ne kadar ahlaki, bu kadarına da pes demekten başka bir şey aklımıza gelmiyor.

İstanbul sözleşmesinde ne var bir kısaca bakalım:

“Sözleşme taraf devletlere, aşağıda belirtilen davranışlara yönelik cezai veya başka bir hukuki yaptırım öngörmeyi zorunlu kılmaktadır.”

-Ev içi şiddeti (fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik)

-Taciz amaçlı takip;

-Tecavüz dahil, cinsel şiddet;

-Cinsel Taciz;

-Zorla evlendirme;

-Kadınların sünnet edilmesi;

-Kürtaja zorlama ve kısırlaştırmaya zorlama.

- Çocuk yaşta evliliklere zorlamanın önlenmesi.

-Şiddetin önlenmesi.

-Kadına karşı her türlü ayrımcılığı ortadan kaldırmak ve kadın- erkek eşitliğini önemli ölçüde yaygınlaştırmak.

İstanbul sözleşmesi sadece kadınları değil çocukları, bakıma muhtaç erkekleri, engellileri ve birçok grubu kapsamaktadır.

İstanbul sözleşmesinden çekilmek ayrımcılık olduğu gibi AB ve demokratik dünyadan dışarıda kalmaktır.

Amaç burada anlattıkları gibi eş cinselliğe özendirme meşrulaştırma iddiası asılsız. Sözleşmenin yalnızca bir maddesinde ‘cinsel yönelim’ ifadesi geçiyor.

Boşanmaları artırdığı iddiası ise külliyen yalan.

Şiddete uğrayan kadının uzaklaştırma kararı ile kadının failinden korunması, kadınların can güvenliği açısından önem taşıyor. Boşanmalarda sosyoekonomi nedenler ve kadınlara uygulanan şiddet öne çıkmaktadır.

Bu sözleşmenin hangi maddesi toplumun ahlakını bozuyor yazılanları ve konuşulanları okuyup duydukça  anlamakta güçlük çekiyoruz.

Hiç kimse kusura bakmasın ve karnından da konuşmasın ‘İstanbul Sözleşmesine’ karşı çıkanlar kadının erkekle eşit olmasını istemiyorlar.

Kadını sosyal hayattan koparıp eve kapanmasını çocuk doğurmasını, çocuklara bakmasını ve erkeklere  hizmet etmesini istiyorlar.

Ahlaktan ve dinden bahseden dinbazlar kadın cinayetlerini, tacizi, tecavüzü ve şiddeti niye görmüyorlar?

Siz hiçbir gün olsun camilerde ve bu dinbaz kesimlere ait vakıfların, tarikatların ve derneklerinin yayın organlarında televizyon kanallarında, kadınlara yapılan tacizi, tecavüzü konu ettiklerini kadın cinayetleri üzerine konuştuklarını duydunuz mu?

Duyamazsınız. Bunlar namus ve ahlak anlayışlarını kadınlar üzerinden açıklarlar, karı da benim kız da hem döverim hem de severim derler.

Resmi kayıtlara göre son dört yılda 1563 kadın erkekler tarafından katledilmiş.

Görüldüğü gibi her gün birden fazla kadın erkekler tarafında öldürülüyor.

İş cinayetlerinden sonra artık kadın cinayetlerinin de çetelesini tutacağız.

Baba öz kızına şehvet duyabilirden sonra, Diyanet İşler Başkanı (DİB) üvey torunla evlilik helaldir diye açıklama yapıyorsa; İstanbul sözleşmesi daha da önem kazanıyor.

Allah aşkına İstanbul Sözleşmesi bu toplumun olmayan ahlakını nasıl bozuyor, biri bize anlatsın?

Kadının üretimde, yönetimde, temsil ve sosyal hayattaki yeri üzerine yazmaya haftaya devam edeceğim.

Not: Ben bu yazıyı bitirdiğimde bir kadın daha Muğla’da üniversite öğrencisi Pınar Gültekin bir erkek tarafından öldürüldüğü haberleri ajanslara düştü. 

Mehmet Tıraş

24 Tem 2020 - 22:02 - Yaşam


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Ses Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Ses Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Ses Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Ses Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Kocaeli Markaları

Kocaeli Ses Gazetesi, Kocaeli ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (262) 321 4141
Reklam bilgi