Kocaeli’nin En Prestijli Gazetesi
Dolar 6,4505
Euro 7,1882
Altın 338,14

20 yıl önce bugün

Bugün, 17 Ağustos…

Türkiye’nin son yüzyılda yaşadığı, bizim bölgemizi, şehrimizi vuran, yıkan; hepimizde az ya da çok bir miktar psikolojik sorunlar bırakan, hepimize az ya da çok bir miktar maddi zarar verdiren felaketin yıldönümü.

Kuşkusuz, 17 Ağustos felaketi bu bölgede pek çok kişiye büyük zarar verdi. İnsanlar evlerini, işyerlerini kaybetti. İnsanlar en sevdikleri yakınlarının cenazesini enkaz altından çıkarttı. İnsanlar kayıp yakınlarının cenazesini teşhis etmek için, buz pistinin üzerinde çıplak yatan cesetleri inceledi.

Ama, küçük de olsa, bu kentte bir grup insan da, 17 Ağustos sayesinde zengin oldu. Köşeyi döndü.

Kimisi hafriyat, nakliyat işi yaptı. Kimisi enkaz kaldırma işlerine daldı. Kimisi inşaat malzemesi sattı. Kimisi hasarlı binaları ucuza kapatıp, güçlendirmeden makyaj yaparak, öğrencilere kiraladı.

------------

Aradan bunca yıl geçti. Bu bölge için deprem korkusu hala geçerlidir. Ama acılar büyük ölçüde küllendi.

Bugün 17 Ağustos’un yıldönümünde acıları körüklemek, “Hala ağır hasarlı binaları yıkamadık. Hala depremden ders almadık” edebiyatı yapmayacağım.

Aradan 20 yıl geçmiş. Acıları, korkuları içimize gömdük.

O günlerden aklımda kalan bazı anıları, bir kez daha paylaşmak isterim.

17 Ağustos 1999 Salı günü saat 03.02’de yaşandı korkunç felaket. Şiddeti 7.4, süresi 45 saniye olarak açıklandı. Binalar sallanmadı. Adeta tornavida ile sıkılan bir vida gibi döndü.

16 Ağustos Pazartesi gününü, 17 Ağustos 1999 Salı gününe bağlayan gece hava inanılmaz sıcaktı. Hani şu günlerde çok sıcak var, çok nem var diye yakınıyoruz ya. O geceki sıcak ve nem anlatılır gibi değildi.

Deprem gecesi gökteki yıldızlar, adeta biraz zıplarsanız elinizle dokunacakmışçasına yakındı. Sanki yıldızlar yere inmişti. Akşam hava kararmaya başladığından, saat 03.02’de korkunç deprem başlayana dek, sokaklarda kedi-köpek, havada kuş kalmamıştı. Adeta insanlar dışındaki bütün canlılar, bir felaket olacağını hissetmiş ve bir yerlere sinmişlerdi.

Kozluk, Rasathane Caddesi, 2. yol girişindeki Tesisler Apartmanı’nın 4. katında oturuyorduk.

Aslında o gece 45 saniye içinde 1 değil 4 deprem olmuştu.

Kuzey Anadolu Fay Hattı, üzerinde, 4 ayrı kol kırılmıştı. Bu nedenle, deprem başladıktan 10 saniye sonra bitti gibi oluyor, bir saniye sonra yeniden başlıyordu.

Sıcaktan o gece hiç uyuyamamıştım. Yatak, terden sırılsıklamdı. Deprem bitti. Dışardan feryatlar yükseliyor.

Ben İzmit’te doğdum. Aklım ermeye başladığından itibaren, bu kentte büyük bir deprem felaketinin yaşanacağını biliyordum. Belki inanmazsınız. Ben, eşim ve iki çocuğumla deprem durup, dördüncü kattan, karanlık merdivenleri inip dışarıya çıkarken yatak odamızda hazır bekleyen deprem çantamızla birlikte çıkmıştık.

Çantanın içinde, iki paket sigara, iki tane çakmak, iki paket ıslak mendil, bir pilli el radyosu, iki parça ziynet eşyası ve bir miktar para vardı.

Depreme yakalandığımız evi Cengiz Kavan’dan satın almıştım. Daha önce deprem korkusu ile iki evden çıkmıştım. Cengiz Kavan’ın çok uygun zeminde, son deprem yönetmeliğine göre çok sağlam bir bina yaptığını bildiğim için, ailemi bu binaya taşımıştım.

45 saniye süren deprem durdu. Kozluk ve çevresinde oturan binlerce insan, Vali’nin evi ile, eski Orduevi Sineması arasındaki meydana toplanmıştı.

Benim oturduğum binada duvar bile çatlamamıştı. Kozluk’ta da yıkılan bina falan yoktu. Ama çok büyük bir felaket yaşandığı ortadaydı.

Hala hava çok sıcak, hala yıldızlar yere çok yakın ve çok parlaktı. Hala sokaklarda kedi köpek yoktu, havada kuş uçmuyordu.

Herkes felaketin boyutlarını öğrenmek istiyordu. Cep telefonları yeni yeni yaygınlaşıyordu. Ama şebekeler yetersizdi. Herkes telefona yüklenince, bütün telefonlar kilitlenmişti. Haberleşme kesikti.

Dönemin Belediye Başkanı Sefa Sirmen ve dönemin 15. Kolordu Komutanı Hurşit Tolon, Vali Memduh Oğuz’un evine geldiler. Onlar Ankara ile temas kurmaya çalışıyor, meydanda toplananlar onlardan bilgi almaya çalışıyordu.

Bir yandan kuvvetli artçılar devam ediyordu. Ayağınızın altındaki toprağın sürekli hareket ettiğini hissediyor, artçılarla birlikte yerin altından korkunç bir homurtunun yükseldiğini duyuyordunuz.

Saat 05.00’e geldi. Yani felaketin üzerinden yaklaşık 2 saat geçti.

Eski Orduevi Sineması önündeki boşluğu bilirsiniz. Orada caddenin ortasında yüksek bir aydınlatma direği vardır. Ben sinema binası tarafında oturuyordum. Artçı sarsıntılar sırasında o uzun direk, yere kadar eğilip kalkıyordu.

Hiçbir yerden haber alamıyor, hiçbir yere ulaşamıyorduk.

Kimisi, “Gölcük, Değirmendere haritadan silindi. Taş taş üstüne kalmadı” diyordu. Kimisi “Derince 60 Evler bitmiş, Karamürsel Sahili’ndeki büyün yazlık siteler yıkılmış” diyordu.

Tek umudum TRT’ydi. Deprem çantası ile birlikte yanımda getirdiğim küçük el radyosunu açtım. Bizim yaşadığımız felaketin üzerinden 2 saat geçmiş, hala artçılar sürüyor TRT Radyosu’nda “Yurttan Sesler korosu” türküler söylüyordu. “Eyvah” diye düşündüğümü hatırlıyorum. “Biz yıkıldık, bittik. Ama hala Ankara’nın haberi yok.”

-------

Hava aydınlandı, sabah oldu. Hava yine çok sıcak. Ben ve ailem, İnönü Caddesi’nden aşağıya iniyoruz. Fethiye Caddesi’ne döndük. Yıkık, enkaz halinde bina yok. Fethiye Caddesi’nde birkaç mağazanın vitrini kırılmış. Mallar açıkta. Etraf çok kalabalık. Ama yağma, talan yok.

Sokakta tanıdıklarla karşılaşıyorsunuz. Sanki yeni doğmuş insanlar gibi kucaklaşıyor, “Senin bir zararın var mı?” diye soruyorsunuz.

Karabaş Mahallesi Cebesoy Sokak’taki eski gazete binasına geldik. Hemen yanımızda eski Valilik var. Bahçesi “Kriz Merkezi” olmuş. Biz yürüyüş boyunca şehir merkezinde yıkık bina görmedik ama, Valilik bahçesinde çevre ilçe ve köylerden gelmiş yüzlerce insan var. Yıkılan evlerinde enkaz altında kalmış yakınları için iş makinası istiyorlar.

Vali Memduh Oğuz, eski Valilik binasının bahçeye bakan kapısı önündeki merdivenlerin üzerine oturmuş, başını iki eli arasına almış. Yanına gittim, “Sayın Valim, iş makinası lazım. Kurtarma ekibi lazım. İnsanları sakinleştirseniz” dedim.

Bana aynen şöyle dediğini hatırlıyorum:

“Boş ver İsmet. Bu hır kıyamet. Allahın işine karışılmaz. Bu iş bitmedi. Her yer yıkılacak, herkes ölecek. Bir şey yapmak için çırpınmaya gerek yok. Otur, sen de dua et ve bekle.”

Devlet bile bu ruh hali içindeydi.

Elektrik yoktu. TV izlenemiyordu. Benim elimdeki pilli radyoda TRT’de haberleri dinliyordum. Artık Ankara’nın haberi olmuştu. “Merkez üssü Gölcük” diyordu. “Çok büyük yıkım var. Çok ölü, çok yaralı var” diyordu.

Ama henüz DSP-MHP-ANAP koalisyon hükümetinden ses yoktu. Muhtemeldir ki Başbakan Ecevit henüz Rahşan Hanım’ın yanında uyuyordu.

Akşam oldu. Hava kararmaya başladı. İlk kez o gün gazete yapamamıştık. Çünkü kentte elektrik yoktu.

Akşamın karanlığında, Valilik bahçesinde ilk kurtarma ekiplerini gördüm. Üzerlerinde kocaman kırmızı hac bulunan genç insanlar gelmişti Valilik bahçesine. İsviçre Kızılhaç gönüllüleriymiş gelenler. Ankara’dan Kızılay gelmeden, Zurih’ten Kızılhaç gelmişti.

Gece yarısına doğru, başlarında lambalı baret bulunan sarı elbiseli Zonguldak madencileri geldi.

-----------

Eski gazete binasının önündeki küçük süs havuzu kenarında bankta tek başıma oturuyordum. Korkunç felaketin üzerinden 24 saat geçmiş. Hiçbir şey yememişim.

Valilik bahçesinden, üzerinde Kızılhaçlı gömleği ile bir genç çıktı. Sokaktan geçerken beni gördü. Yanıma geldi. Elindeki yeşil elmayı uzattı.

Hiç konuşmadık. Ama bana acıyan gözlerle baktığını hissettim. Elmayı aldım, yerken ne kadar aç olduğumu ve ne kadar korku içinde olduğumu fark ettim.

Hayatımda yediğim en lezzetli, en güzel elmadır.

Hiç unutamam.

Biz bu bölgede, bu coğrafyada yaşıyorsak, yine deprem olacak. Biz görmeyebiliriz. Ama çocuklarımız, torunlarımız, en geç onların torunu mutlaka görecek.

Tedbirli olun, sağlam binada oturun. Cep telefonuna güvenmeyin, bir deprem çantanız ve içinde küçük bir pilli radyonuz, tiryakiyseniz iki paket yedek sigaranız ve bir çakmak da bulunsun.

17 Ağustos 1999 büyük deprem felaketinin şehitlerinin manevi huzurunda saygıyla eğiliyorum.

Bende daha çok deprem anısı var. İlerleyen yıllarda Allah ömür verirse yazmaya devam ederim.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmet Çiğit - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Ses Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Ses Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Kocaeli Markaları

Kocaeli Ses Gazetesi, Kocaeli ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (262) 321 4141
Reklam bilgi