Kocaeli’nin En Prestijli Gazetesi
Dolar 7,2915
Euro 8,5355
Altın 477,20

Gecenin Öteki Yüzü

Ateşin var mı?

Sigara içmez misin?

Allah bilir rakı da içmezsin!

Konuşmasını da bilmezsin di mi sen?

Kuşları da sevmezsin, çiçekleri de.

Söyle öyle di mi?

Çocukları?

Canın çekmez mi hiç keyf etmeyi?

Parayı sever misin parayı?

Onu da mı?

Erkeklerden nefret ediyorsun ha?

Ee sana da bu yakışır. At kendini denize ne duruyorsun? Boşuna bu dünya de be! Benim yarı yaşım kadar bile yoksun.

Güzelmişsin de. Derdin mi çok? Benden de mi çok? At kendini şuradan denize, seni o paklar. Madem ateşin var, ne duruyorsun karanlıkta?

Hadi koş hayata!.. Hey bre Karacaahmet!.. Kara mezarlık!.. Sana gelmiyorum işte. Var mı bi diyeceğin? Yorgo'nun Meyhanesi'ne gidiyorum. Daha çok beklersin çook...

Hatırladınız mı?

Yıl 1987, TRT'de yayınlanan Gecenin Öteki Yüzü dizisinden unutulmaz sahne.

Müşfik Kenter'in gece sahilde mutsuz, umutsuz, hayatına son verecek gibi duran hiç tanımadığı kadının (Zuhal Olcay) yanına yaklaşıp, söylediği o sözler. 33 yıl geçse de bilenlerin aklından silinmemiştir.

Füruzan'ın kaleminden, Okan Uysaler'in yönettiği, oyuncu kadrosunda Müşfik Kenter, Zuhal Olcay, Haluk Bilginer, Tomris Oğuzalp, Ferda Ferdağ, Haluk Kurtoğlu ve Zuhal Gencer'in bulunduğu mini dizi.

Çok zengin, aristokrat ailesinin baskılarına aldırmayıp sevdiği adamla (Haluk Bilginer) evlenen, inanılmaz büyük bir serveti ve gücü geride bırakıp kızlarıyla beraber üç kişilik mütevazi ancak aşk ve mutluluk dolu bir hayatı seçen kadının öyküsü.

Kızları küçücükken vefat eden çok sevdiği eşinin ardından kızıyla bu koca dünyada yalnız başına kalan eğitimli, kentli bir kadının hikayesini anlatır.

Müzikleri, sahneleri, oyuncuların performanslarıyla tiyatral bir şaheserdir bence. Kadının gücünü, gerçek aşkın varlığını, farkındalığı iliklerinize kadar hissedersiniz.

Yılbaşı geceleri bana, o dizideki yılbaşı sahnesini, kızıyla pencereden yağan karları seyredişlerini hatırlatır. Kostümler, şapkalar, şık insanlar.

O yılların İstanbul'unu, komşularıyla olan ilişkilerini, yeniden sevebilmeyi, hissedebilmeyi duru bir anlatımla sergiler.

Tomris Oğuzalp'in sahneleri (parktaki deli kadın) apayrıdır. Şiddet, nefret, entrika, dedikodu, mükemmel görünen konforlu hayatlar, lüks arabalar, yapay kadınlar, zengin erkekler yoktur. Ruh vardır.

Benim en büyük hobim yerli film, yerli dizi izlemek, yerli yönetmenleri, yerli yazar ve senaristleri takip etmektir.

Çoğunun hayatını en ince ayrıntısına kadar bilirim. Yerli festival filmlerini, ödüllü yapımları kaçırmam.

Herkesin sezon sezon takip ettiği, yayınlansın diye iple çektiği yabancı dizileri değil de, youtube ya da bulabildiğim diğer platformlardan eski yerli filmleri, eski yerli dizileri izlerim. Ödüllü yönetmenler Nuri Bilge Ceylan ile Zeki Demirkubuz'un dostluklarını bitirip, hangi filmlerinde hangi sahneler ile birbirlerine laf soktuklarını anlarım, araştırırım. Dedim ya içten gelen yerli yapım sevdası.

Yaklaşık 2 yıldır televizyon izlemiyorum. Ancak sosyal medyadan dizilerin içeriklerini, konularını biliyorum.

Şiddet, nefret, entrika, dedikodu, mükemmel görünen konforlu hayatlar, lüks arabalar, yapay kadınlar, zengin erkekler... Dolayısıyla magazinde ünlü oyuncu dedikleri, servet kazanan insanları da fazla tanımıyorum.

Konular hep aynı. Parayı bulmak için her türlü entrika, enayi birini bulup tepesine binmek, mutlaka ama mutlaka ihanet. Ruhsuz, boş boş, hayret ederek izleyebilirsin ancak. Son yıllarda artık hayret de edemiyorsun.

Gerçek hayatımıza işledi mi? Dibine kadar. En kırsalından en elit tabakaya (sözüm ona), hayatlar böyle bir şekle evrildi.

Sanat yok, müzik yok, oyunculuk yok. Var ama yok, çünkü bu hengamede gerçekten yetenekli sanatçıların, yönetmenlerin ve senaristlerin fazla bir seçeneği yok.

Bakıp duruyorsun ekrana şimdi nasıl bir hainlik sahnesi, nasıl bir şiddet, taciz, dram sahnesi gelecek diye.

Giderek yozlaştırılan hayatlarımızı anlamanız için sizden naçizane isteğim; eski yerli yapımlara bir bakın, hatırlayın, aradaki farkı çok net göreceksiniz.

Kadının ikinci sınıflığı, sadece entrika ve kurnazlıkla yükselebildiği, şiddetin, tacizin prim yaptığı filmleri, dizileri artık biraz daha az seyredelim. Hatta hiç tercih etmeyelim. Ülkemizde özellikle 1985-1995 yılları arasında parlayan feminizm kültürü ile hayatımız ne haldeyken, şu anda ne halde, buna bir bakın.

Bütün kitaplarını, köşe yazılarını okuduğum Duygu Asena'lardan, özellikle eski Zuhal Olcay filmlerinden, yönetmenler Atıf Yılmaz, Şerif Gören ve Nisan Akman gibilerinin yaptığı işlerden bu duruma nasıl geldik? Bu filmler kasvetli, boğucu, fazla entel mi gelirdi size? Ben kötülüğün artmasını "sosyal medya var, teknoloji gelişti hiçbir şey gizli kalmıyor da ondan, eskiden de vardı" teorisine bağlamıyorum.

İzlediğin, okuduğun, gözlemlediğin, dinlediğin ne ise o oluyorsun. Seçmeliyiz, bilmeliyiz, farkında olmalıyız.

Geldiğimiz bu noktanın sebebi; 1987 yapımı Dünden Sonra Yarından Önce filminde kendisini asistanıyla aldatan kocasının tüm eşyalarını, kocası da o evdeyken, o kadının kapısına bırakan, sonra da o yıllarda araç trafiğine açık olan Taksim'de, fonda filmle aynı adlı şarkı eşliğinde yürüyerek uzaklaşan Zuhal Olcay mı?

Yine 1987'de Atilla İlhan'ın kaleme aldığı TRT'de yayınlanan, arkadaş çevresi dönemin Bağdat Caddesi rallici gençlerinden olan Dr. Zeynep'in mecburi hizmeti için doğuda bir kasabaya gitmesi, döndüğünde İstanbul'daki çevresine yabancılaşmasını anlatan Yarın Artık Bugündür dizisi mi?

Yoksa ağa, aşiret ve töre üçgenindeki yeni akım dizilerle gözümüze sokulan, kadının eğitimli, meslek sahibi bile olsa aile ve mahalle baskısı sebebiyle, kol kırılır yen içinde kalır yaşam tarzını sürdürme zorunluluğu mu

Çok beğendiğim, 2008 yapımı Erden Kıral'ın yönettiği Altın Portakal ödüllü Vicdan filminde, şu an geldiğimiz konuma sosyolojik bir özeleştiri bulacaksınız. Oyuncular: Nurgül Yeşilçay, Murat Han, Tülin Özen, Nazan Kesal.

Yerli sinema aşkımdan, geçen sene Zuhal Olcay ve Uğur Polat'ın başrolu paylaştıkları Aşk Tesadüfleri Sever 2 filmine yardımcı oyuncu olarak katılmıştım. 1964'de İstanbul'dan göç ettirilen Yunan asıllı Rum'ların anlatıldığı bir sahnede, herşeyini Türkiye'de bırakan bir sürü insandan bir Rum kadınını canlandırmıştım. 13 saat süren kostüm, makyaj ve sahnelerin tekrar eden çekimlerinden sonra bir iki saniye kadar belli belirsiz görünmüştüm beyaz perdede. Daha sonra ajansımın başka projelere de yönlendirme taleplerini ise hep reddetmek zorunda kaldım, artık o kadar enerjimin olmayışından. Çünkü setlerde zaman kavramı yok. Bir Hülya Avşar olmadığım için "Zehra bebek evde, akşam saat 18:00'den sonra sahne çekemem" diyemezdim tabii ki. Başrol oyuncusu değilseniz inanılmaz meşakkatli, sadece sinemaya aşkla bağlananların yapabileceği bir gönül işi bu sektör.

Zamanla geldiğimiz noktada, zamanla gideceğimiz yön tekrar bir iyileşmeye doğru olmalı. Kabuğuna çekilen aydınlarımızın biraz silkelenip, doğru ve güzel işler yapmaları gerekmekte. Bizler güzel projelerden anlıyoruz, kaliteli yapımları fark ediyoruz. İzleyici sayıları ilk başlarda az da olsa niceliğin değil niteliğin kazanacağı günlerin özlemini çekiyoruz.

Müşfik Kenter'in de dediği gibi "Madem ateşin var, ne duruyorsun karanlıkta? Hadi koş hayata!.."

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Aygen Tuna - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Ses Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Ses Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Ses Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Ses Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Kocaeli Markaları

Kocaeli Ses Gazetesi, Kocaeli ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (262) 321 4141
Reklam bilgi