Kocaeli’nin En Prestijli Gazetesi
Dolar 7,8074
Euro 9,2683
Altın 483,31

Korku Kibarlığı

Yorumları okur musunuz? Haber sitelerinin, makalelerin, instagram magazin sayfalarının, tweetlerin, youtube'daki şarkıların, röportajların, diğer sosyal medya mecralarının altındaki okuyucu yorumlarını. Önceki yazılarımda bahsetmiştim, en sevdiğim uğraşlarımdan biridir, neredeyse bütün platformların altındaki okuyucu yorumlarını okumak. Belki de bu yüzden bir nevi sosyolog, bir nevi analiz ve tespit canavarı gibi oluşum.

Son zamanlarda dikkatimi çekiyor; bazı insanlar küfür eder gibi imalı, sanki karşısındaki babasını öldürmüş gibi laf sokmalı yazıp yazıp sonunu okkalı bir "Saygılarımla" ile bağlıyorlar yorumlarını. Şimdi övüyor musun, sövüyor musun? Say say say saygılarımla!... Biraz incelenirse bu enteresan halet-i ruhiye içinde olanların niyetleri tabii ki çok çeşitli. Tamamen dalga geçme amacında veya takipçi kasma derdinde ya da bir şikayete maruz kalırlarsa ben saygılarımla yazmıştım demenin peşindedirler.  En tehlikeli insan tipi son seçenektekidir. Hep bir destek, bir B planı, hep bir sıyrılmak için "ama"sını cebinde yedekte tutar. Saygının sözlük anlamı; çekinme ile karışık bağlılık duygusu, başkalarını rahatsız etmekten çekinme inceliği. Ee bu insanların yazdıklarında çekinme yok, bağlılık yok, rahatsız etmekten gocunma yok, incelik hiç yok. Ama sonuna koskocaman "Saygılarımla" kondurulmuş. Biraz üzerine gidip diş gösterirseniz de bazıları hemen sizden yana bile çıkabilir. Geri kalan da korkusuzca gidere devam zaten.

Saygı ile ilgili "Halbuki ben saygımdan eğilmiştim, onlar sırtıma ayaklarını bastılar. Bilmediler ki; saygı için eğilmesini bilen, dik durup devirmesini de bilir." gibi süslü sözlerle konuyu örneklendirmeyeceğim. Ama deyiverdim, güzelmiş de.

Saygı her toplumda olması gereken ilk kuraldır. Sevmesen de saygı duyacaksın. Sırada, kuyrukta, iş yerinde, okulda. Hatta evliliklerde bile ilk kuraldır, sonra sevgi gelir ki zaten saygı yoksa diğer kriterler yok hükmündedir sürdürülebilirliliği için. Hep eskileri yad edenlere bir bakın "saygı kalmadı" en favori cümleleridir. Ancak bu yad edicilerin de talepleri gerçek saygı mı, güçleriyle yarattıkları korku kibarlığı mı onlara daha caziptir pek çözemezsiniz. "Korku kibarlığı diye bir şey var; kazı, altından nefret pırtlar" demişti yıllar önce tiyatrocu Levent Kazak. Korkuyoruz, milletçe aman biri bir şey der, aman olaylara karışmayalım, şirin görünelim. Masumane başlayan bu iki yüzlülüğün, kişilik bozukluğuna varma noktası kendini sorgulama esnasında köprüden önceki son çıkıştır. Kendini sorgulamak; rol mu yapıyorsun, sen bu değil misin, yoksa yaptığın rol sonradan kişiliğin mi oldu tespiti ile hayat kurtarır. Karşısındaki ondan güçlü ise değişik bir tavır sergileyip, ne yapacaklarını şaşırıp korkudan bürünülen kibarlığı alın, bir kazı kazan kazır gibi güzelce bir kazıyın bakalım altından çıkan o nefreti görebilecek misiniz? Peki şimdi asıl soru şu: Neden nefret ettiğine kibar davranırsın? Hali hazırdaki çıkarlarını korumak içinse, ebediyete kadar bu böyle gider mi? Pırtlamaz mı? Kendinde o gücü bulamadığın için mi? Emin olun rol yapmadıkça, kendini tanıyıp, kendi öz saygın ile tanışınca güçleniyorsun zaten. O zaman da nefret ettiğine kibar davranmana gerek kalmıyor.

İşçide, iş yerinde sevmediği işverenine ya da üst'üne korku kibarlığı. Ailede hoşlanmadığı akrabasına korku kibarlığı. Gazetecide, gücü elinde bulundurana korku kibarlığı. Hepsini aynı anda kazısalar, alayı pırtlayarak balon olup göklerde süzülecekler. Ki belki gerçekten rahatlayıp, mutlu olacaklar. Ne nefret kalacak, ne korku kibarlığı.

Hayatımda deprem ve ani bir terör saldırısına maruz kalma dışında hiç bir şeyden korkmuyorum. Ben fobi olarak yine yapıyorum bunu mecbur. Eski iş yerimde Müşteri Hizmetleri'nde çalışırken abonelik yaptırmaya ya da fatura ödemeye gelen insanlardan şüphelendiklerim varsa tırsıp tuvalete gitme bahanesiyle bankoyu terkettiğim ve "bu biraz canlı bombaya benziyor kaçın" diye yandaki arkadaşlarımı şoka uğrattığım olmuştur. "Kızım o her ay geliyor yöresel kıyafetli biri" cevabıyla ikna olup yerime geçmişimdir. Ne yapayım içten gelen fobi işte. Ya da İstanbul'da metroda suratım bembeyaz, herkesten şüphelenerek soğuk terler dökerek, şüpheli bakışlarla etrafı süzerek geçirdiğim dakikaları bir ben bilirim, bir Allah. Ben onları onlar da beni canlı bomba sanmışlardı kesin.

Ancak hayati meselelerde kaybedecek hiç bir şeyim yokmuş gibi hep riske girip, uzun vadede kazanmışımdır. "Düzenim bozulur, hayatım altüst olur diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatının altının üstünden daha iyi olmayacağını?" sözünün canlı örneklerinden biriyim. Küçük, kaçak göçek zaferlerle cesur olmuyorsunuz ki. Hayatınıza dair ne yaptınız düze çıkabilmek için? Düzeninizi bozmamak adına böyle yaşamaya devam mı?

Korkuları da, yapıp edip sıkışınca savunmaları da 20 yıl önceki Bir Demet Tiyatro'da küçük bir gazinoda üvertür şarkıcı olan Züleyha (Demet Akbağ) hakkında bütün apartmana dedikodu yayan, demediğini bırakmayan apartman görevlisi Bahattin'in, (Olgun Şimşek) Züleyha ona hesap sorunca ani bir U dönüşle verdiği cevapta gizli: Dedim "Züleyha ablam çok iyi insandır, onun hakkında böyle konuşmayın. Dedim dedim hepsini dedim. Dedim Züleyha ablam ister travesti olur, isterse ne olursa olur dedim..."

Hayatın her alanında biraz cesaret. İstiklal Marşı'mızın "Korkma" sözü ile başladığı bir milletiz. Bahattin gibi olmak ya da olmamak. İşte bütün mesele bu. İşçiysen, gazeteciysen, kadınsan korkma. Düzenim bozulur, hayatım altüst olur diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatının altının üstünden daha iyi olmayacağını? Hiç olmazsa onurunla insan gibi yaşarsın.
Saygılarımla...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Aygen Tuna - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Ses Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Ses Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Ses Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Ses Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Kocaeli Markaları

Kocaeli Ses Gazetesi, Kocaeli ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (262) 321 4141
Reklam bilgi