Kocaeli’nin En Prestijli Gazetesi
Dolar 7,6223
Euro 9,0586
Altın 459,05

Masumlar apartmanı

Deliler; benden iyiler denilebilecek, ayrı dünyada bir aile. Psikolojik rahatsızlıklarından ötürü yaptıklarının hastalık olduğunu anlayamayan, daha doğrusu tedaviyi ve teşhisi reddeden insanlar. TRT 1'i Leyla ile Mecnun'dan sonra hiç açmayan ben, bu dizinin müptelası oldum.

Evet, Masumlar Apartmanı'ndan bahsediyorum. İzleyenler bilir, bilmeyenler de mutlaka izlemeli, özellikle psikoloji ve sosyoloji ile ilgilenenler.

Psikiyatrist Dr. Gülseren Budayıcıoğlu'nun Madalyonun İçi kitabından senaryolaştırılmış Masumlar Apartmanı.

İstanbullu Gelin, Doğduğun Ev Kaderindir ve Kırmızı Oda da onun kitaplarından uyarlanan diziler. Kendisine gelen hastaların öykülerinden yola çıkarak yazdığı kitaplarını henüz okumadım ancak bu sıralar hayli popüler olan yazarın eserlerine kayıtsız kalamadım. Dizilerin içinde en çok Masumlar Apartmanı'nı sevdim. Gelin biraz diziyi analiz ederim.

İnci, (Farah Zeynep Abdullah) dedesi ve erkek kardeşiyle yaşayan, radyo programcısı genç bir kadın. Han, (Birkan Sokullu) üç kız kardeşi ve hasta babaları ile yaşayan maddi durumu oldukça iyi genç bir iş insanı.

Bir şekilde tanışıp birbirlerine aşık oluyorlar. Buraya kadar her şey normal. Ancak çocukluklarından gelen derin yaralar, onların hayatında şaşırtıcı belirtiler oluşturmuş. Genç kadının babası annesini kaza ile öldürmüş çok küçükken.

İki kardeşi tamamen dedeleri büyütmüş ve kendi fikrince kızının yanlış erkek seçimi, torununun da başına gelmesin diye aşırı koruyucu, kollayıcı, baskıcı bir baba figürü oluşturmuş dede. Bu yüzden İnci'nin dedesinden gizlediği ilk erkek arkadaşı alkol problemi olan ve İnci'ye hastalık derecesinde bağımlı biriydi. İkinci ve son olarak bula bula bizim Han'ı buldu. Onun zaten ailesi ve kendisi evlere şenlik, birazdan anlatacağım. Yine hatalı bir seçim, neyi neyden ne kadar baskı ile korursan en beteri başına gelir ana fikirli bu olayda İnci'nin işi bir hayli zor.

Han; yakışıklı, eğitimli, ciddi anlamda maddi durumu iyi, hanları hamamları olan, holding sahibi bir genç adam. Yaşadıkları apartman onların ve diğer dairelerdekilerin hepsi kiracıları.

İnci'ler de tesadüfen onların kiracıları konumunda. Obsesif Kompulsif Bozukluk hastalığı olan ablası Safiye (teşhisi biz koyduk çünkü tüm aile hasta olduğunun farkında ama öyle yaşamaya devam, profesyonel destek almak yok) ve diğer kız kardeşleriyle yaşadığı için acıyıp üzüldüğümüz, bize ilk bölümde ailedeki en normal kişi gelen Han'ın çok daha beter gizlediği bir sır var.

Öyle bir yaşantıdaki adam, geceleri gizlice dışarı çıkıp çöp ve kağıt topluyor. Evet, Çukur'daki Aliço gibi. Eski yıpranmış kıyafetleri, sırtında kocaman çöp çuvalıyla çocukluğunda annesinin attığı çok sevdiği kurşun askerini bulmak için başladığı bu eylem giderek en büyük gizemi oluyor.

Yavaş yavaş belli ettiği öfke kontrolünün olmaması, aniden psikopatlaşması da, İnci'nin doğru dürüst tanımadan gizlice evlendiği Han'ın hastalıkları konusunda bizlere sinyal veriyor.

Safiye (Ezgi Mola)... Ah Safiye. O ne muhteşem bir rol yeteneği, o ne şahane yaşar gibi oynamak. En büyük abla.

Takıntılı ve hastalıklı anneyle büyümeleri sebebiyle üç kardeşine küçücükken anne olmuş, babasının evle, kendileriyle hiç ilgilenmemesi ve annesinin kişilik bozukluğu sebebiyle baskılı ve hayatı bilmeden, çocukluğunu, genç kızlığını yaşayamadan, varlık içinde ama perişan bir hayat süren Safiye.

Evden çıkamıyor, kapı ve pencere açmak yasak, eve hava gelmesini engelliyor, arkadaşı zaten yok, eve gelebilen misafir asla olamaz. Aile dışındaki insanlardan adeta kaçıyor ama bunu çaktırmadan yapmaya çalışıyor ilk başlarda.

Hayatı seven, yaşamayı seven, sosyal hayatın içinde olan insanlar onun gözünde pis, ahlaksız, adeta en büyük düşman. Hastalığı sebebiyle cinselliği iğrenç bulan, reddeden, hayatın gerçeklerinden olabildiğince kaçan bir kadın. Yani aslında tam bir enerji sömürücü Safiye. Kendisini yiyip bitirmiş, çevresindekilerin de cehennemi. Ruhu acılar içinde. Annesinin eski kıyafetlerini giyip bütün gün evde sözde temizlik yapıyor. Aslında kitapta mutfak dışında evde de her yer kirliymiş.

Yani temizliği de titizlikten değil, hastalığından ötürü. Bütün sebze ve meyveleri beyaz kalıp sabunla tek tek sayarak 4 defa yıkadığından ne yemek saati yemek yetişiyor, ne Safiye için gün yetiyor.

Hasta babası ve ev halkı açlıktan ölüyor yemek saatlerinde çünkü bir ıspanak yemeği 6 saat, bir nohut yemeğinin yapılışı ortalama 7 saat sürüyor.

Böylece sosyalleşmemek, dışa açılmamak için güzel bir bahane de yaratıyor kendine; ev işleri. Halbuki eve yardımcılar alınabilir, hasta babaya bakıcı tutulabilir, imkanlar gani.

Kendisi de holdinglerine gider, istediği yerde yer içer, gezer, giyinir, güzel arkadaşlıklar edinip hayat kalitesini arttırabilir, hayattan zevk alan mutlu bir kadın olabilir, ailedekiler de herkesin yaşadığı hayatın içine karışır.

Ama yok. Hali perişan. Erkek kardeşi Han'ın bir kız arkadaşı olduğunu duyunca adeta oyuncağı elinden alınmış çocuk gibi çıldırması, kıza kin bilemesi, sözlü saldırıları onun adına en çok üzüldüğüm olaylar. Çevresindeki herkesin hayatı zindan.

Gülben; (Merve Dizdar) hasta ablasının etkisinde en çok kalan dünya iyisi bir kız. Dizide Ezgi Mola ile beraber oyunculuğu alkışlanacak derecede iyi Merve Dizdar'ın. Ablasından ayrı kaldığı tek bir sahne bile yok, tuvalete bile kontrolcü, baskıcı abla ile gidecek nerdeyse. Dışarı çıkmak, arkadaş edinmek zaten mevzu bahis değil.

Bütün gün mutfakta ablasının yıkadığı yiyecekleri sayıyor dört kere olması için, kafa karışırsa bir daha baştan.

En güzel sahneler Safiye ve Gülben'in sahneleri. Yıkadıkları marulun içinden çıkan küçücük bir sümüklü böceğin evde krize dönüştüğü sahne ise Youtube'dan tekrar tekrar izlenesi. Hayatı yaşayamaması, psikolojik baskılanması ve mutsuzluğu sonucu her gece yatağını ıslatıyor 30'lu yaşların başındaki Gülben.

Ve asıl bomba; çişli çarşafların yukarıdaki boş dairelerinde iki kız kardeş tarafından siyah çöp poşetlerinde biriktirilmesi. Apartman sakinlerinin bu ağır ve kötü kokunun sebebini merak etmeleri ama böyle bir şeyi asla tahmin edememeleri.

Ben en çok o dairenin gizemi ne zaman ve nasıl ortaya çıkacak, kim bulacak bir ev dolusu birikmiş çişli çarşafı onu merak ediyorum.

Gülben saf duygularla ve aile dışında gördüğü tek insan olan abisinin arkadaşına platonik aşkla bağlı. Ondan umutlandığı ve mutlu olduğu tek günün gecesinde yatağını ıslatmaması, insan psikolojisinin baskı olmadan, mutluluk için en küçük bir umutta nasıl düzelebildiğini gösteren bir sahnedir.

Neriman, en küçük kardeş. Görüntüde en normalleri o gibi, liseye giden bir kız ancak dışarda sosyal hayat yasak, arkadaş yasak, rutin ve robot gibi bir hayatın içine kıstırılmış. Üzüldüğü gecelerde odasına kapanıp bileklerini kesici aletlerle yaralayarak kendine zarar veriyor.

Dışardan bakınca normal hatta üst seviye görünen bu ailenin içine girince ruhsal acılar içinde kıvrandıklarını, toplumda bu tip insanların olduğunu da bilmek açısından bir psikiyatrist yazar tarafından kaleme alınıp bizlere sunulan bu diziyi izlemenizi tavsiye ediyorum.

Kitapta İnci ve Han karakteri yokmuş, sanırım biraz daha dikkat çeksin, bir aşk hikayesi oluşsun diye sonradan eklenen karakterler. Ama eminim ki onlar da yazarın gerçek hastalarından öyküye kanalize edilmişler.

Yalnız bana en ilginç gelen sahne; aşk acısı çeken İnci'yi yakın kız arkadaşının bir akşam efkarını dağıtsın diye sazlı sözlü meyhane görünümlü, ancak sadece şalgam içilebilen bir ocak başına götürmesi.

Hayır... O kadar ruhu hasta kadıncağızdan kaçıp ki görse kıyametleri koparır, demediğini bırakmaz Safiye, ne namussuzlukları kalır, ne hafif kadınlıkları, TRT'nin sansürüne takılmak.

Benim bu hikayeden çıkardığım sonuç; mutlu olmak için sevginin şart olduğu ve karşımızdaki insanların davranışlarından ötürü hemen kavga çıkarma yoluna gitmeden, sebebini araştırmak ve teşhisi, tedaviyi kabul etmek.

Kontrolcü, baskıcı, bize egolu gelen insanların içindeki hastalık ateşini görmek, tedbir almak. Çocukluğumuzda anne ve baba figürünün, özellikle anne figürünün önemi. Sosyal hayatın, dışarıdaki hayatın, insanlarla kaynaşmanın mutlu ve sağlıklı olmak için en önemli şart olması.

Sağlıklı, huzurlu, mutlu kalın...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Aygen Tuna - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Ses Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Ses Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Ses Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Ses Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

02

olmaz - BEN 5 DAKİKA BAKTIM FENALIK GELDİ ŞİMDİ SİZİ OKUDUM OKURKEN FENALAŞTIM GERÇEKTEN SEYREDEMEM BÖYLE BİR DİZİYİ HAYAT ZATEN ZOR VE BU KADAR KÖTÜ YAŞANAN ŞEYLERİ SEYRETMEK BENCE ŞUANDA İNSANLAR ÇOK ZOR GÜNLERDEN GEÇERKEN PSİKOLOJİLERİ NE YAPAR BİLMEM SİZE KATILMIYORUM NE KIRMIZI ODA NEDE MASUMLAR APARTMANI SEYREDİLECEK BİR DİZİ OLDUĞUNU DÜŞÜNMÜYORUM

Yanıtla . 2Beğen . 2Beğenme 20 Ekim 16:53
01

Hasan K. - Sn Tuna dizi özeti 1. Bölğme başkamıstım izlryememiştim hay ne güzel anltmıssınız bir sonraki bölümü kızım ve eşimle izleyeceğiz yanızınızı kızıma da gönderdim saygılar

Yanıtla . 2Beğen . 2Beğenme 20 Ekim 14:21


Kocaeli Markaları

Kocaeli Ses Gazetesi, Kocaeli ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (262) 321 4141
Reklam bilgi