Kocaeli’nin En Prestijli Gazetesi
Dolar 7,4174
Euro 8,9940
Altın 445,90

Ne Şam'ın şekeri, ne Arap'ın yüzü...

Bir çoğumuz kahvenin tiryakisiyiz. Mis gibi bir Türk kahvesi, tadıyla, kokusuyla vazgeçilmezlerim arasındadır. Az şekerli bir kahve yap, sade içemiyorum Afitap... Kırk yıl da hatırı var derler. Peki neden? Hiç düşündünüz mü? Bir hikayesi var elbet.

Hikaye; Üsküdarlı Bilge Yusuf ile Rum balıkçı Stelyo arasında geçer. Sene 1895'de Eminönü Yemiş İskelesi civarında bulunan balıkçı kahvesine giren Osmanlı zabiti "Bre Yusuf! Herkese benden okkalı bir kahve, ama şurada oturan Rum Palikaryası'na (küçümseyerek, ödlek, korkak Rum anlamında) yok. Ona kahvem de akçem de haramdır" der. Bilge Yusuf kahveleri ikram eder. Bir kahve de Stelyo'nun önüne koyar. Zabit adeta kükrer:

- Ben ona haramdır demedim mi?

Bilge Yusuf istifini hiç bozmaz:

- "Komutan, o kahve benden. Ona da helaldir" der.

Stelyo minnetle bakar Yusuf'a.

Yıllar geçer. 1905 tarihinde Samos Adası'nda Rum İsyanı başlar. Damat Ferit Paşa adaya asker çıkarır. Bilge Yusuf da askerdir ve adaya çıkanlar arasındadır. Ancak ilk çatışmada esir düşer. İki yıl yatar Samos zindanlarında. İki yıl sonunda Rum çeteciler esir pazarında satışa çıkarır Yusuf'u. Mezatta 5 para, 7 para sesleri arasından bir ses yükselir.

- O Türk'e 5 kuruş. Hemen alıyorum!

Sessizlik hakim olur. Rum alır Yusuf'u, arabasıyla köyün dışına çıkarır. Denize yakın bir yerde at arabasını durdurur. Döner Yusuf'a:

- "Serbestsin Bilge Yusuf" der.

Yusuf inanamaz duruma.

- "Kimsin? Necisin? Beni neden özgür bıraktın?" diye sorar.

Rum uzun uzun anlatır. 12 yıl öncesine, Yemiş iskelesine döner. Detaylarıyla o günü anlatır.

- "İşte ben, bir fincan kahveyi helal ettiğin balıkçı Stelyo" der.

Gözyaşları sel olur. Sarmaş dolaş olurlar Stelyo ile Yusuf. Yusuf kaçak yoldan İstanbul'a varır. Bu dostluk 35 yıl devam eder. Her yıl birbirlerini ziyaret ederler. Her ziyarette mutlaka bir fincan kahve vardır. Çocuklarına, torunlarına anlatırlar hikayelerini. İşte bu dostluk bir deyişi doğurmuştur: Bir kahvenin 40 yıl hatırı vardır. İnsanlığın, vefanın, dostluğun, dini, dili, ırkı yoktur.

Başka bir kahve hikayesine "ne Şam'ın şekeri, ne Arap'ın yüzü" diyerek başlamak istiyorum müsaadenizle. Hayat felsefemdir bu deyim. Ancak asla ırkçılıktan değil, cümlenin manasıyla alakalıyım. En kısa yoluyla; şeker gelecek, menfaat gelecek, kurnazlık edeyim diye haz etmediğim insana yanaşamam, zamanımı, huzurumu ve özgürlüğümü bedel olarak veremem. Cümlenin son kelimesi farklıymış, ancak argo olduğu için zaman içinde değişikliğe uğramış.

Hikaye şöyle:

Osmanlı döneminde İstanbul Tahtakale'de Kiva Han adında bir kahvehane varmış, dönemin ilk kahvehanesi. Sahipleri Suriye'li Şems ile Arap Hakem'miş. Osmanlı'da hem kahvenin, hem de yeni yeni açılan kahvehanelerin önünü açmışlar. Kahve tüketimi çoğaldıkça çubuk, tütün, afyon, nargile tüketimi de beraberinde artmış. İstanbullular, sınıf ayrımı gözetmeksizin bu yeni eğlence mekanlarına akın etmiş ve kısa sürede kahvehaneler, her tür numaranın döndüğü ve döndürüldüğü yerler haline gelmiş. Durumdan rahatsız olan yönetim ve yönetime yakın kişiler, Şeyhülislam'a fetva çıkarttırmışlar. Tüm kahvehaneleri ve kahveyi yasaklatmışlar. Bu yasaktan sonra şehirdeki bütün kahveler, hışımla denize dökülmüş, kahvehaneler kapatılmış ve halkı kahveden soğutmak için bu cümle kullanılmış: Ne Şam'ın şekeri, ne Arap'ın yüzü. O dönemde şeker Şam'dan, kahve ise Arap'lardan gelmekte. "Olmaz olsun" demişler. Şeker ile Suriyeli Şems'e gönderme yapmışlar. Arap'ın yüzüyle de Hakem'e, yüzünün kahve gibi koyu renk olmasından mütevellit. Şems ve Hakem bu yasaklar yüzünden ülkelerine geri dönmek zorunda kalmışlar. Ancak burada kaldıkları süre içinde sağlam para kazanmışlar.

Gelelim bugüne. Geçtiğimiz günlerde Katar Emiri'nin son Türkiye ziyaretinde 10 adet anlaşma daha imzalandı. Borsa İstanbul'un yüzde 10 hissesi Katarlılara yani Arap'lara satıldı. Daha öncekilerin listesi uzun. Demek ki artık bu eski deyimin manasının pek bir önemi kalmamış, Osmanlı'dan beri epey bir şeyler değişmiş. Ancak ne olursa olsun, ne değişirse değişsin, benim için, hayat anlayışım için önem arz eden bir deyim olarak kalacaktır.

Arap'lar, kahveler ve şekerlerden bahsettikten sonra size İstanbul Üniversitesi Auzef (Açık ve Uzaktan Eğitim Fakültesi) Sosyoloji Bölümü'nde okutulan bir dersten bahsetmek istiyorum. SİYASAL DÜŞÜNCELER TARİHİ. Sınav için öylesine okumaya başladığım bu kitabın ve dersin hastası oldum. Siyasetle ve toplumla ilgilenenler, sorgulamak isteyenler için sadece ders değil, kitap olarak da kitabevlerinde bir kaç çeşidi mevcut, farklı öğretim görevlileri ve yazarların anlatımıyla. Sokrates, Platon ve Aristoteles'den günümüze kadar tüm siyasal düşüncelerin, oluşumların yapısını, işleyişini anlatıyor.

- Platon’a göre bir yönetimi iyi veya kötü kılan ölçüt, o yönetimin kendi koyduğu kurallara uyup uymamasıdır. Monarşi (bir kişinin iktidarı) keyfiliğe dönüşürse tirani olur, aristokrasinin (yani birkaç kişinin iktidarının) keyfiliği, oligarşiyi doğurur. Bu kurallara uyulmazsa, demokrasi (çoğunluğun iktidarı) anarşiye dönüşür. Ona göre, eğitimin ihmal edilmesi veya mülkiyet özlemi, yönetimin yozlaşmasına yol açar ve neticede "timokrasi" denilen rejim ortaya çıkar. Savaşçıların diktatörlüğü anlamına gelen timokrasi, zamanla zenginlerin diktatörlüğüne yani "oligarşi"ye dönüşür. Buna tepki olarak ortaya çıkan "demokrasi"nin yozlaşması sonucu ise tek kişinin diktası olan "tirani" doğar. Bu sonuncusu, Platon’a göre en kötü yönetim biçimidir.

Kısa bir alıntı paylaştım dersten. İnanın kitabı çok seveceksiniz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Aygen Tuna - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Ses Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Ses Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Ses Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Ses Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

02

Zeyno - Müptelası olduk ailece yazdıklarınızın.Kaleminiz çok kuvvetli.Tebrik ediyorum.

Yanıtla . 5Beğen . 0Beğenme 03 Aralık 21:45
01

Yalnız Adam - Öncelikle sizi tebrik ediyorum. Neden mi?

Yazdıklarınızla bizleri sanki başka dünyalara götürüyorsunuz.

Güncel bir konuda da yazsanız farklı yönlerden yorumluyorsunuz.

Genel kültürümüzü zenginleştiriyor sunuz.

'Bir kahvenin 40 yıl hatırı vardır' sözünü hep duyuyoruz, duymayan da kalmamıştır fakat bu sözün nereden geldiğini hiç araştıran olmuşmudur diye düşünüyorum.

Her zamanki gibi sizin yazılarınızı okuduğum için bunu da öğrenmiş oldum yoksa benim hayatta bu söz nereden çıktı diye araştırmak aklımın ucundan geçmezdi. Bu yüzden de kendimi şanslı hissediyorum, ayrıca duygusal bir hikayesi varmış.

Ne zaman bu sözü duysam bu hikaye aklıma gelecek ve duygulanacağım. Bir sonraki yazınızı sabırsızlıkla beklemek üzere saygılarımla. Ağva / Şile /İstanbul

Yanıtla . 6Beğen . 0Beğenme 03 Aralık 20:09


Kocaeli Markaları

Kocaeli Ses Gazetesi, Kocaeli ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (262) 321 4141
Reklam bilgi