Kocaeli’nin En Prestijli Gazetesi
Dolar 7,1617
Euro 8,7011
Altın 413,97

Muhteşem bir müslümanlık

"Memleketimi çok seviyorum. Cumhuriyetimi çok seviyorum. Yetiştiğim döneme bayılıyorum. Bence Türkiye'nin en güzel yıllarında yaşadım. Ama maalesef o değerleri kendi çocuklarımıza aktaramadık. Nasıl aktarırdık onu da bilemiyorum, bir insanın kafasında demir döver gibi ideal sokuşturmak da doğru bir şey değil, ama bir yerde yanlış yaptık. Çok muhafazakar bir evde büyüdüm. Ben doğduğum zaman benim anneannemin annesi ve babası hayattaydı. Düşünebiliyor musunuz? Onlar tam iki tane Osmanlı'ydı. Babaannem de Bosna'dan göçme, o da çok muhafazakar. Boşnak aileler zaten din yüzünden göçmüşler daha Balkan Harbi başlamadan önce. Bosna Sancağı, Avusturya Macaristan'a verilmeden önce."

79 yaşındaki yazar Ayşe Kulin'in son söyleşisini izledim bir youtube videosunda, Armağan Çağlayan'la yaptığı. Ne kadar asil, değerlerine bağlı ve bir o kadar modern bir Cumhuriyet kadını. Kitap gibi insan derler ya işte onlardan. Yazdığı onlarca kitapla beraber aslında kendisi kitap bir kadın o. Duyduğumda bir an inanamadım, en az 20 yaş genç göstermesi sebebiyle. Anlattıkları beni etkiledi. O dönemlere gittim, hatta keşke dönmeseydim. Şimdinin altın tozuna bandırılmış lokmalı, altın varaklı, belki altın taraklı gösteriş dünyasının müslümanlığını din zanneden, kalp gözü kapanmış, içini şatafat hırsı bürümüşlerin hiç bir zaman anlamayacağı, eskiden tanık olduğu, yaşadığı, naif, gerçek müslümanlığı anlatmış. Devam edelim:

"Benim öğrendiğim bir müslümanlık var: MUHTEŞEM BİR MÜSLÜMANLIK. Bana neler öğrettiler o evde. Alçak gönüllü olmayı, komşun açken tok uyumamayı, asla yalan söylememeyi, kibirli olmamayı. O kadar çok şey öğrettiler ki. Babaannemin evi Sultanahmet'teydi. Hala orda yıkıntı halinde duruyor, böyle bir konaktı, bahçesi de olan. Babaannemi ziyarete gitmişim. Üstümü kirletmeyeyim diye de üzerime kendi oğlunun sünnet elbisesini giydirmiş, elbisemi asmış. Çünkü çok süslerlerdi beni babaanneme giderken, anneannem süsler yollardı. Bahçede oynuyorum, herhalde 8-9 yaşlarında filanım. Babaannem içerde et pişiriyor. O konaklarda mutfak dışarda olurdu, etlerin pişeceği mutfak. Ordan böyle kokular geliyor, komşuya seslendi: "Ayşe çok imrendi eriklere, bir iki erik toplayabilir mi?" Aa aman efendim, dedi kadın. Hemen bir tabağın içinde erikleri uzattı duvarın üstünden. Ben çok kızdım. Erik merik istemedim, hiç alakam yok. "Niçin yalan söylüyorsun babaanne" diye kıyamet koparıyorum. Aldı beni mutfağa götürdü. Erikleri boşalttı, o tabağın içine pişirdiği etten koydu. Dedi ki; al bunu götür ver ve hanıma teşekkür et. Çünkü boş gitmez ya, komşular... Böyle bir usul vardır bizde, doldurur yollarız. Ben dedim ki; babaanne bunu yapman için yalan söylemene gerek yoktu. Koyardın eti, yollardın. O zaman, dedi. Onun gönlünü kırardım, çünkü onlar anlaşılan bizden daha yoksul bir aile, o kadar sık et yiyemiyorlar. Bir bahaneyle o tabağı iade edebilmek için, içine et kondu. Niçin? Dedim ben. Çünkü dedi; bir müslüman karşısındakine yardım ederken, onu asla belli etmez, onun gönlünü kırmaz, tepeden bakmaz."

Şimdilerdeki gibi ne yediğini göze sokmak için yarışanlar, başörtüsünün markasıyla kapışanlar, yediği eti, altın yaldızlı tabağını, evini, arabasını, gittiği yerleri göstermek için tutuşanlar, çok uzakmış o günlerde. Varsa da yok denecek kadar az. Dışlanan, ayıplanan, görgüsüz sayılanlarmış. El üstünde tutulmazlarmış. Taksi tutacak param olduğu halde toplu taşımaya biniyorum, diyor Ayşe Kulin. İnsandan ayrışmamak için, onlarla hep iletişimde kalmak için. Gözlemlemek için.

"Ben İslam'ı bu şekilde öğrendim. Bu şekilde öğrendiğim dinimi, bugünki haliyle gördüğüm zaman, çok fazla inciniyorum. (Gözleri doldu.) Çünkü bunlar bizim çok önemli değerlerimizdi. Halden anlamak, alçak gönüllülük, hiç biri kalmadı. Çok kötü bir şey yaşıyoruz şu anda. Yazarlar; kendi yaşadıkları dönemi anlatmalılar kitaplarında. Çünkü kitaplar, romanlar, sosyal tarihtir. Biz, insanların nasıl yaşadığını, ne düşündüğünü, ne giyindiğini, bunların hepsini romanlardan öğreniriz, tarih kitaplarından değil. Zaten sosyal tarihler romanlara sızar. Ben şimdi nasıl yazayım bugünleri? Çalışıyorum ama, elimden çıkan ya beni incitecek... Yalan da söyleyemem. Bugünün Türkiye'sini yazmak istiyorum. İçimden gelmiyor."

"Ahlâk şekil değiştirdi. Utanma bitti."

"Herşeye rağmen, beni kara çarşafa soksalar da, ben burada kalmak istiyorum. Çünkü öteki olmak kolay bir şey değil. Ben ne olursa olsun kendi memleketimde, öteki olacaksam kendi yurdumun ötekisi olayım. Gitmem."

Hemen olur mu öyle şey? Ne demek istiyor? Dediğinizi duyar gibiyim. Ayşe Kulin'in Tutsak Güneş romanını mutlaka okumanızı tavsiye ederim. O zaman, ne demek istediğini daha net kavrarsınız. Gelecekte güneşin saklandığı, tutsak edildiği, bu yüzden karanlık, baskıcı bir rejimle yönetilen ütopik bir ülkeyi anlatmakta.

Kendini beğenme, kibir, karşısındakini daha aşağı görme bizim ne dinimizde, ne manevi değerlerimizde vardır.

Mevlana’nın Mesnevisi'nden çok eskide yaşanmış bir hikaye:

Kendini beğenmiş bir dil bilgisi bilgini, boğazdan karşıya geçmek için bir sandal kiraladı. Kibirle, kurularak oturdu yerine. Kayıkçı; olgun ve alçak gönüllü bir insandı. Hiç ses çıkarmadan küreklere asılıyor, yolcusunu sağ salim karşıya geçirmek ve üç beş kuruş kazanmak istiyordu. Denizin orta yerine geldikleri sırada bilgin, küçümser bir eda ile sordu:

- Sen hiç gramer okudun mu? Dil biliminden anlar mısın?

Kayıkçı:

- Hayır efendim dedi. Ben cahil bir kayıkçıyım, dediğiniz şeylerden hiç anlamam.

- Vah vah dedi bilgin, ömrünün yarısı boşa geçmiş.

Böyle bir süre ilerledikten sonra rüzgâr şiddetini artırmaya, dalgalar büyümeye başladı. Denizde fırtına çıkmış, bilgin korkmaya başlamıştı. Kayıkçı olağanüstü bir güçle kurtulmaya, sağ salim karşı kıyıya geçmeye çalışıyordu. Gördü ki artık kurtuluş ümidi yok, bilgine dönüp sordu:

- Efendim, yüzme bilir misiniz?

Bilgin:

- Ne yazık ki bilmiyorum! Diye haykırdı.

O zaman kayıkçı:

- Vah vah dedi. Şimdi ömrünün hepsi boşa gidecek. Keşke gramer bileceğinize, benim gibi yüzme bilseydiniz de canınızı kurtarsaydınız...

Kibrinden grameri de tam bilmediğine emin olabilirim, ama ispat edemem.

Hoşgörülü, gösterişten, kibirden uzak, ispat çabası olmadan, ruhunuzun umut ve mutlulukla dolduğu günleriniz olsun. Umut hep olsun.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Aygen Tuna - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Ses Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Ses Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Ses Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Ses Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

05

Kadir Ergür - putun olduğu yerde muhteşem Müslümanlık olmaz

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 24 Şubat 21:37
04

Mustafa Soydabaş - O günlere niye gidiyoruz ki... O günleri bugünlere getirelim.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 23 Şubat 23:38
03

Çekirge - Mükemmel yazmışınız,kaleminize sağlık teşekkürler.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 23 Şubat 22:16
02

sevgi - Çok güzel yazı bende o günlere gittim, yardım yapıldığında kimseye söylemezdi ,ne güzel günlerdi samimiyet vardı komşuluk vardı o zamanlar komşularımızı tanırdık şimdi tanımıyoruz bile merhaba o kadar, ailecek muhabbetler eder şakalaşırdık telefon yoktu a sosyal gençlik yetişiyor birbirinin görüşüne saygı vardı bu kadar birbirine düşman bir zaman hatırlamıyorum çok yazık gitgide daha yozlaştık

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 23 Şubat 15:56
01

Nurten Özütül - Aygen'cim gene çok güzel konuya el atmışsın,beni o bahsettiğin yıllara götürdün,hüzünlendim,evet o günler en huzurlu mutlu olduğumuz günlerdi,insan olarak sevgi saygıyı bilirdik, komşumuzun tabağı hiç boş gönderilmezdi, komşumuz da cenaze varsa televizyon, radyo açmaz, yüksek sesle gülmezdik, kalemine yüreğine emeğine sağlık teşekkürler ,diğer yazılarını sevgiyle bekliyorum, yolların açık olsun, ??✨

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 23 Şubat 12:49


Kocaeli Markaları

Kocaeli Ses Gazetesi, Kocaeli ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (262) 321 4141
Reklam bilgi