Kocaeli’nin En Prestijli Gazetesi
Dolar 8,8478
Euro 10,3992
Altın 496,08

Ama ben istediğim gibi anlarım

 
 
Birkaç yüzyıl önce Papa, bütün Yahudiler'in Roma'yı terk etmeleri gerektiğine karar verir. Doğal olarak Yahudi toplumundan büyük bir tepki gelir. Bunun üzerine, Yahudi’lerden önde gelen birisinin kendisiyle karşılıklı dini bir müzakere yapmasını önerir. Yahudiler kazanırsa kalacaklar, Papa kazanırsa gideceklerdir. Yahudiler çaresiz kabul eder ve temsilci olarak Moiz'i seçerler. Ancak Moiz’in Papa ile aynı dili konuşamaması nedeniyle, müzakerede konuşmak yerine sadece işaret dilinin kullanılmasını teklif ederler. Papa kabul eder.
 
Müzakere günü geldiğinde iki taraf yerlerini alır ve karşılıklı olarak bir süre bakıştıktan sonra, Papa elini kaldırarak üç parmağını gösterir. Buna karşılık Moiz tek parmağını kaldırır. Papa parmaklarını sallayarak başının etrafında çevirir. Moiz ise parmağıyla yeri işaret ederek oturduğu yeri gösterir. Papa yanındaki çantadan bir parça ekmek ve şarap çıkartır, Moiz de bir elma çıkartır. Bunun üzerine Papa ayağa kalkarak:
 
-       Ben pes ediyorum. Yahudiler kalabilirler, der.
 
Müzakere sonrasında Papa'nın etrafında toplanan kardinaller, Papa'ya ne olduğunu sorduklarında Papa:
 
-       Ben önce üç parmağımı gösterip Kutsal Üçlü’yü işaret ettim. Buna karşılık o bana tek parmağını gösterip, her iki dinin de tek Tanrı'yı tanıdığını söyledi. Ben parmaklarımı sallayıp başımın etrafında çevirerek Tanrı'nın bizim etrafımızda olduğunu gösterdiğimde, o da oturduğu yeri işaret ederek Tanrı'nın onların durduğu yerde de olduğunu işaret etti. Ben kutsal ekmek ve şarap çıkartıp Tanrı’nın bizim günahlarımızı bağışladığını göstermek istediğim zaman da hemen bir elma çıkartıp bana ilk günahı hatırlattı. Adamın her şeye bir cevabı var. Ne yapabilirdim ki?
 
Aynı sırada Yahudi cemaati de Moiz'in etrafını sarmış ona nasıl başardığını soruyorlardı. Moiz:
-       Önce bana üç parmağını gösterip üç gün içinde burayı terk etmemizi istedi. Ben de ona bir tekimizin bile ayrılmayacağını söyledim. Sonra bütün şehrin Yahudiler'den temizleneceğini söyledi. Ben de hiçbir yere gitmeyip, olduğumuz yerde kalacağımızı söyledim!
 
-       Sonra ne oldu? diye heyecanla sormuş kalabalık.
 
-       Vallahi sonrasını ben de pek anlamadım. Adam biraz hiddetlendi ve öğle yemeğini çıkarttı. Bunun üzerine ben de benimkini çıkarttım. Hepsi bu!
 
İletişimimiz, birbirimizle olan diyaloğumuz aynen bu hikayedeki gibi. İmgelerle, simgelerle mesajlar veriyoruz ve o kadar eminiz ki karşı tarafın bizi bizim düşündüğümüz gibi anladığından. Karşı tarafa geçersek, o da o kadar emin ki verdiğimiz mesajı çok net anladığından. Hadi imgeyi, simgeyi geçelim, akıcı, berrak bir dille, kelimeleri düzgün seçerek bile anlatsak, karşı taraf yine kendi istediği gibi anlıyor. Kendi olmasını istediği gibi anlayıp, belki de üstüne ilavelerle diğer insanlara anlatıyor.
 
Anafikir; ama ben istediğim gibi anlarım.
 
1.500 TL. emekli maaşı alacağını öğrenen kişiler “annem, babam 2.500 – 3.000 TL. maaş alıyordu” diyorlar. 2008’de emekli maaş hesaplama sistemi değişti. “Artık anne babanızın emekli maaşının nerdeyse yarısını alacaksınız” dediğinizde, öyle değil diyorlar.
 
Ama ben istediğim gibi anlarım.
 
Dışa bağımlı, fabrikaları kapanan, SWAP anlaşması adı altında sürekli dışarıya borçlanan bir ülke haline geldik. “Öyle değil, uçuyoruz” diyorlar.
 
Ama ben istediğim gibi anlarım.
 
Eskiden halkımız, milletimiz kenetlenir, en ufacık kıvılcımdan şiddet alevlenmezdi. Saygı, sevgi, dostluk, paylaşma, alevi sünni, Türk Kürt ayrımı bu kadar yoktu. İnsana çok değer verilirdi. Kadına, çocuğa böyle bir şiddet, zulüm reva görülmezdi. En küçük bir bırakın şiddeti, şiddete, tacize yeltenme durumunda bile adaletimiz en ağır cezayı verirdi. Bilinirdi. Suça en büyük ket vurumu ve engelleme; maruz kalınacağı bilinen cezalardı. Bunları söyleyince cevapları gecikmiyor tabii ki. “Her yerde var, herkeste var”
 
Ama ben istediğim gibi anlarım.
 
Mülteci, sığınmacı olaylarında bile ikiye bölündük. Ülkenin demografik yapısının bozulacağına ve gelecek nesillerin insanca yaşamının yok olacağına, ekonomik, sosyolojik olarak iyice dibe çöküleceğine inananlar, ırkçılıkla suçlanır oldu. İyi niyetli, ümmetçi dindarlarla, hümanist sosyalistler bu defa aynı şeyi düşünüyorlar. “Mülteciler, sığınmacılar, göçmenler meselesini sınırsız, sınıfsız, sömürüsüz bir dünya anlayışına sahip olmayanlar kavrayamaz ve çözemez” diyor hümanist sosyalistler. Herkesin fikrine önem veren ben, bu defa anlayamıyorum. Sorun bence şu; bu kimin işine yarıyor? Yok diyorlar o iş öyle değil.
 
Ama ben istediğim gibi anlarım.
 
Ve tabii ki ama ben istediğim gibi anlarımcıların en önemli paragrafını değerli basın mensubu arkadaşlara ayırdım. Yerel ve ulusal basın. Yazılması gereken önemli bir olayı yazmayıp, yazamayıp top çevirerek günü kurtaranlara şaşırmıyor musunuz? Muhalefetin tek kale maç yaptığı aşikar. Görülmüyor, duyulmuyor. Herkes her şeyi biliyor. Hiç kimse hiçbir şeyi bilmiyor. Baktın olmuyor bakmayacaksın o zaman. Ama bileceksin. Son günlerde korkunç köşe yazıları okuyorum. Algı yönetmekte, lafı çevirmekte üstlerine yok. Yok diyorsun öyle değil.
 
Ama ben istediğim gibi anlarım.

Artık ben de bu küçük oyunu oynamaya, bundan sonra kendime, kişisel küçük zevklerime daha çok zaman ayırmaya karar verdim. Çok fazla sorgulayıp, her şeyi okuyup, farkında olup üzüldüğünle kalıyorsun çünkü. Mahalle yanarken belki makyaj, moda, gezi, pozitif enerji, karma, ilişkiler yazıları yazarım. Koyu renk boyalı saçı yakmadan nasıl sarıya dönüştürürüm videoları çekebilirim. Ya da elden giden sevgiliye nasıl laf sokulur, nasıl geri döndürülür, nasıl süründürülür adlı tuhaf histerik paylaşımlar yapabilirim. Herkes beni kıskanıyor, ben bir numarayım, zaferlere ödül yalnızlıktır diyerek, acı bir narsizm hastalığımı da gizleyebilirim. Tüm bunlar öyle kolay ki. İnsanların bunları gelişmişlik, modernlik saydığı enteresan bir toplum olduk sonuçta.

Yok tabii ki öyle yapmayacağım. Ben yine bir okurumun dediği gibi her şeyi çok net yazmayıp, usulünce, buğulu bir yazı tarzıyla sizlere içimdekileri dökmeye devam edeceğim. Yorumlara da açığım. Benimle her şeyi paylaşabilirsiniz.

Ama ben istediğim gibi anlarım.

Sevgiler…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Aygen Tuna - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Ses Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Ses Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Ses Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Ses Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

04

İrfan Benli - Sizi şimdi tesadüfen twitter kanalıyla keşfettim. Bayıldım yazınıza.Tebrikler??

Yanıtla . 6Beğen . 0Beğenme 15 Ağustos 17:19
03

Kavsara - madem ki siz istediğiniz gibi anlıcaksanız bizden neden yorum istiyorsunuz ki bildiğinizi yazın bizde işimize geldiği gibi anlayalım :)

Yanıtla . 2Beğen . 2Beğenme 15 Ağustos 16:02
05

Korhan - @Kavsara 03 nolu yoruma cevabı: Yorum istemiyor zaten yazmasan da olur yani yorma kendini.... sadece fikir belirtmek isteyenlere imkan veriyor.. kendisi icin istemiyor...

Yanıtla . 3Beğen . 0Beğenme 18 Ağustos 16:07
02

Korhan - Yazınız gercekten muhteşem... tebrik ederim.

Yanıtla . 5Beğen . 0Beğenme 14 Ağustos 23:19


Kocaeli Markaları

Kocaeli Ses Gazetesi, Kocaeli ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (262) 321 41 41
Reklam bilgi