Kocaeli’nin En Prestijli Gazetesi
Dolar 11,9646
Euro 13,4416
Altın 690,50

Telgrafçı Akif

Hüseynik’ten çıktım şeher yoluna,

Can ağrısı tesir etti koluma.

Yaradanım merhamet et kuluna,

Yazık oldu, yazık şu genç ömrüme,

Bilmem şu feleğin bana cevri ne…

Rivayet bu ya; 1892'de yakışıklı, herkes tarafından çok sevilen Harput Posta Müdürü Akif, Hüseynik'te oturur, sabahları saray yolu ile Harput'a gidermiş. Uçarı, gece gündüz eğlence alemlerinde gezer tozar genç Akif. Peşinde de bir sürü sevdalısı. Kızkardeşi Atik hanım abisine düşkün. Akif’in müdürlüğü döneminde PTT’de göreve başlayan telgrafçı Lütfü de, Akif’in çok sevdiği bir şahıs. Akif hiç beklenmedik bir zamanda, Hüseynik'ten şehre (Harput) çıkarken yolda kalp krizi geçirir ve ölür. Ölüm olayı duyulunca bütün şehir halkı, hele sevdalıları arkasından günlerce gözyaşı dökerler.

Saçlızade Hacı Vehbi Efendi yukarıdaki bu güzel ve hazin şarkıyı güftesi ve bestesiyle meydana getirir.

Uzun zamandır böylesi içli, bestesinin insanı alıp götürdüğü bir türkü dinlememiştim. Bu güzel Elazığ türküsünü Ahmet Kaya’dan ve Mazlum Çimen’den dinlemenizi isterim. Tabii ki benim gibi yeni keşfedecekler için. Can ağrısı tesir etti koluma derken, miyokard enfarktüsünün bilim insanlarından çok daha önce keşfedildiğini kanıtlayan türkü diye yazmış biri yorumlara.

Eski zaman insanının bu devirde bulunmaz hisliliği ve içtenliğine özlemimi eski okuyucular bilir. Sanatı bir başka, türküsü, sazı, sözü, zevki, her şeyi başkadır. Yokluklara rağmen.

Ama üzülmeyelim, bizim de telgrafçı Akif’lerimiz var. Kimler mi? Sokak röportajlarında veya gençlerin kendi işlerine gelmediği eleştirilerini yaptıklarında hemen tepelerinde bitiveren dayılar tabii ki. Yalnız gerçek Akif’ten farkları; hisleri ve bilinçleri aldırılmış olarak çok eskide kalmaları. Teknolojiyi, dünyayı yakalama derdi olmayan bu dayılar, ölümüne yargılar olmuş dünyada olan biteni bilen bu gençleri. Tek dertleri erke biat etmek. Cümleleri de çıkar telefonunu ile başlar. Kıymet bilmezlikle, nankörlükle suçladıkları bu gençlerin, vergilerle dünyadaki akranlarından iki katı fazla ödeyerek satın aldıkları cep telefonlarına kafayı takmışlardır. Çıkarsınlardır ceplerinden, göstersinlerdir. Hala neden nankörlük yapıyorlardır. Bu dayılar, mors alfabesi insanıdırlar, Telgrafçı Akif’idirler bu devrin. Hisleri alınmış, bilinçleri yok edilmiş ama Akif’in zamanında kalmış Akif’tirler.

İnsanca yaşam lükstür bizim telgrafçı Akif’lere göre. Bir kafede kahve içmek fuzulidir bırakın yemek yemeği. Tiyatro, sinema, sanat, kitap, müzik zaten olmazdır. Herkes kendileri gibi yaşasın isterler. Dünyaya gözlerini, kulaklarını kapamış, iki lokma bulsa şükreden. Sorgulamaz. Farkında olana da şikayet ediyor diye kin besleyen. Seçimlerde verdikleri oylarla o gençlerin hayatlarıyla oynadıklarını düşünemez. Küçük dünyalarında mutludurlar. Bir de şu kendini bilmez, nankör, şükretmeyi bilmeyen gençler olmasa. Liyakat ne demek zaten bilmezler, çalışacak iş çok, kimse iş beğenmiyor onlara göre. Dünyada çalışan kesimin yüzde ellisinin asgari ücret aldığı tek ülke olduğunu bilmezler. Asgari ücret şahanedir onlara göre, onlar gibi yaşarsan geçinirsin. Varsın yaşıtları dünyayı gezsin, kültürel, yaşamsal, sosyal faaliyetleriyle dolu dolu yaşasın, okusun. Bizim gençler evden çıkmasın, sussun, otursun, düşünmesin. Telgrafçı olsun mesela. Ne yapacak interneti, bilgiyi, filmi, kitabı? Ne yapacak cep telefonunu? İki lokma bulsun, sorgulamasın. Kıyaslamasın. Buldukları kendileri gibi nankör arkadaşlarıyla da dumanla haberleşsinler. Yeter.

Dünyayı da kendileri gibi bilirler. Hakkını arayanlara cevapları hazırdır. Tüm dünya böyledir. Zaten “her yerde var”cıların tutundukları daldır bu telgrafçılar. Hani bir eleştiri yapıldığında kurtarma sözlüsüne kalkmış ergen gibi her yerde var diyen yöneticilerin beslendikleri, güvendikleri kaynak bunlardır. Korkar, durur gitmez köyün en son çitine, inanır o sınırda dünyanın bittiğine.

Gençler ve dayıların arasındaki orantısız zekayı görmezden gelip, hala gençlerin onlarla olacağını düşünebilen yöneticiler, bunları yazabilen gazeteci yazarlar da ya en kibar deyimiyle saflardır, ya da algı yöneterek sadece kandırılabilen kesimi kandırabilirler.

Güzeldir eskilerimiz, türkülerimiz. Telgraflarımız, morslarımız. Amaa…

Dünle beraber gitti cancağızım, ne kadar söz varsa düne ait. Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.

Yazık oldu, yazık şu genç ömrüme,

Bilmem şu feleğin bana cevri ne…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Aygen Tuna - Mesaj Gönder

# son, yeni, Oldu

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Ses Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Ses Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Ses Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Ses Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

02

V. Çelik - Oysa dünya şairi Nazım Hikmet '' babamdan iler, doğacak cocugumdan geriyim '' diye seslenmiş yaklaşık 70 yıl onca.

Genç kimliğiniz ve kaleminizle

SU gibi akıcı ve

bir gökkuşağı

bir şiir gibi sarıcl anlatımınız

bir İstanbul bir Paris gibi muhteşem.

Gökyüzünün tavanı kadar saygılar

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 25 Kasım 11:13
01

Korhan - Çok haklısınız da anlayan kim.... tiyatro ,sinema dışarıda bir kahve, sergi ... bunlar insan olana , kültür sahibi olmak isteyene lazım.. Allah beni kulluk için yarattı diyene ne lazım? 5 vakit kılar orucunu tutar yatar... oku emrini de dikkate almaz... ilim Çin'e de olsa gidip alinizi unutur...

Yanıtla . 4Beğen . 1Beğenme 22 Kasım 18:31


Kocaeli Markaları

Kocaeli Ses Gazetesi, Kocaeli ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (262) 321 41 41
Reklam bilgi