Ne mutlu ki, yalnız değilmişiz

İsmet Çiğit
İsmet Çiğit

Geçen hafta dün geceydi…

Geceleri kendime vurduğum yüksek dozlu insülini olmuş, televizyonda maç falan da olmayınca, yatıp uyumuştum.

Saat 00.30 sıralarında kapının acı acı çalmasıyla yataktan fırladım…

Eşim de salondan bana doğru koşuyormuş.

“Polisler geldi. Seni götüreceklermiş” dedi.

Önce şaka sandım.

Baktım, kapıda Güvenlik Şube’den üç polis

Eşim korkmuş, ama nezaketi ve misafirperverliği elden bırakamıyor, “Buyurun, size çay yapayım” falan diyor.

Yok” dedi polisler, “Emir var. Amca’yı alıp, gideceğiz …

Bu ülkede gazetecilerin başına böyle şeylerin sık sık geldiğini daha önce çok okumuş, duymuş, televizyonlarda görmüşüm falan da hiç başıma gelmemiş…

Pantolonu giymeye çalışıyorum.

Düğmesi bir türlü kavuşup, iliklenmiyor…

Polisler açık kapıdan beni gözlemliyor…

Benim oturduğum binada bir katta dört daire var…

Komşuların da kapıları açılmaya başlandı.

Ne düşünüyorlar acaba; “Çiğit’lerin evinde cinayet falan mı var?”

Giyindim…

Büyük oğlum Can da benimle birlikte geldi. 

Polislerle bahçeye indik.

Yağmur yağıyor ve soğuk.. Ben alabildiğine şaşkın..

 Kafamı da tavana çarpmayayım diye kollayarak beni polis aracına bindirdiler… Oğlum, “Babam hastadır. Ben de gelebilir miyim” diye sordu, “Gel“ dediler…

Evinde oturan nöbetçi bayan Savcı, hakkımda gözaltı emri vermiş… 

Önce Devlet Hastanesi’ne geldik.

Kapıda kelepçe taktılar.

Oğlum Can’a bir fotoğrafımı çektirdim.

Zaten sonra bu fotoğraf patladı….

…………………………

Bu muameleyi hak edecek ne yaptım ben?

MİT Tırları mı yazdım, Libya’da şehit olanların ismini mi, Suriye’de olup bitenleri mi yazdım?

Terör örgütünü övüp, devlete karşı düşmanlık mı yaptım, yoksa bilmeden bir cinayete falan mı karıştım?

Hiçbiri değil… 

Ellerim kelepçeli, Kocaeli Devlet Hastanesi’nin acil servisindeyim.

Etrafımda üç polis….

Suçum, yöneticisi olduğum internet sitesinde, İzmit’teki bir hastanede koronavirüs nedeniyle iki kişinin öldüğü yolunda haber çıkmış olması.

Benim internet sitesiyle hiç alakam yok.

Bu haberi de görmedim bile…

Ama neredeyse sokağa çıkma yasağı sınırındaki yaşa gelmiş, üstelik pek çok kronik hastalığı bulunan, çok ağır bir kalp ameliyatı geçirmiş adamı, yani beni gece yarısını geçe, evinden alıyor, kelepçe takıp götürüyorlar…

…………………..

Oysaki, bir hafta önce Büyükşehir Belediye Başkanı Büyükakın hakkımda şikayetçi olmuş, polisler telefon edip, beni ifadeye çağırmışlar ve kendim gidip ifade vermişim.

Kelepçeli olarak gözaltına alınmadan bir gün önce, bu kez işadamı İbrahim Aracı hakkımda şikayetçi olmuş, yine polisler telefonla çağırmışlar, yarım saat içinde Güvenlik Şube’ye gidip, ifade vermişim…

Yerim belli, yurdum belli.

Yurt dışına kaçacak, polis beni gözaltına alıyor diye evde tavana çarşaf dolayıp kendimi asacak halim de yok….

Neden böyle bir muamele ile karşılaşıyorum.

Türkiye’de gazeteci olmanın, biraz muhalif gazeteci olmanın bedeli bu mu olmalı?

İnternet sitesinde çıkan haber doğru.

Zaten iki saat sonra Sağlık Bakanı da açıkladı. Haber de internet sitesinden kaldırılmış.

Ama geliyorlar, beni evden, gece yarısı kelepçeli olarak alıyorlar.

Neymiş, evinden nöbet tutan Bayan Savcı, böyle istemiş….

……………………….

Neyse, suçu (!) Güngör üstlendi, beni gece saat 04.00’de bıraktılar.

Ama hayatımın en acı anılarından birini yaşadım.

Ertesi gün her şeyi yazdım.

Bütün detaylarını yazdım. Ellerim kelepçeli halde oğlumun çektiği fotoğrafımı da kullandım…

Hiç beklemiyordum ama, olay patladı…

Bizim de sevenimiz varmış.

Biz bu ülkede yalnız değilmişiz…

Fikri Işık dışındaki AKP’li kimse aramadı.

Zaten MHP’lilerden beklemezdim ama onların dışında Türkiye’nin her yerinden, dünyanın pek çok yerinden tanıdık, tanımadık yüzlerce dost aradı.

Hatır sordular, “O fotoğrafını görünce gözlerimiz doldu. Sana bu yapılır mı?” dediler…

Hatta Avrupa Birliği’nde olay konu olmuş.

Avrupa Birliği, “Türkiye’de gazetecilere baskı, koronavirüs haberleri yüzünden de yapılıyor. İzmit’te bir gazeteci corona virüs haberi yüzünden evinden gözaltına alındı. Kınıyoruz” diye yayın yapmış.

Yabancı televizyon kanalları, radyolar aradı, röportaj yaptılar.

Hiçbirinde yine de devletimi şikayet etmedim.

”Polisler çok nazikti. Görevlerini yaptılar. Her halde bir yanlış anlama oldu” falan diye kıvırttım…

Ama, arayanları da aramayanları da arayamayanları da bir kenara not ettim.

Arkamda bu kadar büyük bir halk gücünün olduğunu görmekten mutluluk ve gurur duyuyorum.

Tabii, bu başıma gelenlere çok sevinen, benim kelepçeli fotoğrafıma bakıp bakıp gülenler de oldu…

Onları Allah’a havale ediyorum…

Hala devletten, Vali’den, beni evimden gece yarısı kelepçeli olarak aldıran yargı mensuplarından özür bekliyorum.

Ülkemi bu hale getiren siyasi iktidarın mensuplarından

Şimdi güç sizde.

Bu gece de evime polis gönderip, beni kelepçeli aldırabilirsiniz.

Her şey, herkes sizin elinizde.

Şu soruyu sormak istiyorum.

Ben hala, Haldız Grubun gazetesinde çalışan İsmet Çiğit olsaydım, aynı suç gerekçesiyle, aynı şekilde beni gözaltına aldırır mıydınız?

Çok iyi biliyorum ki, siz korkaksınız.

Bu devir bir gün sona erdiğinde, yaptıklarınızın faturasını nasıl ödeyeceğini bilmeyen, bundan çekinen korkaklarsınız…

Ve korkun.

Biz yalnız değiliz.

Biz aciz, zavallı değiliz…

Allah ömür verirse, bizim de günümüz gelecek.

Yapılan haksızlıklardan elbet hesap soracağız.

Ama emin olun, biz sizi gece yarısı evinizden kelepçeli olarak almayacak, insanlık onuruna yakışmayacak hiçbir muamelede bulunmayacağız.

Sadece “Hak-Hukuk-Adalet” diyeceğiz…

Topluma ektiğiniz bu koranavirüsten çok daha tehlikeli düşmanlık tohumlarını tek tek söküp atacak, bu ülkeyi yeniden şeffaf, adil, akıllı ve bilgili insanların yönettiği bir hukuk devleti haline getireceğiz.

- Kocaeli Ses Gazetesi, İsmet Çiğit tarafından kaleme alındı
https://www.seskocaeli.com/makale/4108240/ismet-cigit/ne-mutlu-ki-yalniz-degilmisiz