İzmit’in en güzel yerindeydim

İsmet Çiğit
İsmet Çiğit

Dün (20 Nisan) rahmetli Babam Dündar Çiğit’in ölümünün 30 uncu yıldönümüydü.

Dündar Çiğit, bu kent için çok büyük kavgalar vermişti. Çok gözü kara adamdı.. Bu kentin veya bu kentin insanının mutluluğu, menfaati için gözü kimseyi tanımaz, dümdüz giderdi. Tabii o zamanlar gazeteciliğin kıymeti vardı. Dündar Çiğit de mesleğinin hakkını verirdi.

Rahmetli babamla en önemli ortak noktamız şudur: O, Demokrat Parti döneminde “ CHP’li olduğu için” SEKA’dan kovulmuştu. Sonra devir değişti, Demokrat Parti iktidardan düştü,. Babam Seka’ya dönüp, bir süre sonra kendi isteğiyle istifa ederek gazeteciliğe başladı.

Ben de AKP iktidarı döneminde Tahir Reis sayesinde gazetedeki işimden, CHP’li Belediye Başkanını ziyaret edip, iyi dileklerde bulunduğum için kovuldum. Allah’a şükür ki, bu kent beni hala defterden silmedi, kendi çapımda gazetecilik yapmaya devam edebiliyorum.

Dündar Çiğit, 50’sinden sonra da çok büyük sağlık sorunları yaşamıştı. Gırtlak kanseri oldu, boğazında delik açıldı. Kalp krizi geçirdi. Sağ tarafına inme geldi. Zaten bildim bileli, strese dayalı ülser sıkıntısı vardı. Her haliyle mücadele etti. Ayakta kaldı. 60 yaşında vefat etmişti.

Dün, ölüm yıldönümünde ruhuna bir fatiha göndermek amacıyla kabri başına, Bağçeşme’ye gittim.

Mezarlığın içine girerken kuş sesleri karşıladı. Güzel bir bahar havası, kuş sesleri dışında insana huzur veren muhteşem bir sessizlik vardı.

…………………..

Mezarlıklar Müdürlüğü’nden emekli sevgili dost Musa, kardeşim Nahit ile babam Dündar Çiğit’in yan yana yattıkları kabri çiçeklerle süslemiş. Yanlarında annem ve benim için de boş yerler duruyor. İnsanın kendi sağlığında ölünce konulacağı yeri bilip, başında oturmak farklı bir duygu.

Ama dün Bağçeşme’de kardeşimin ve babamın kabri başında şunu anladım ki, giderek değişen, giderek çirkinleşen İzmit’te en güzel, en huzurlu yer hala Bağçeşme’dir. Ne mutlu ki, ben de eninde sonunda orada olacağım.

Bağçeşme’ye çıkana kadar bütün güzergahta İzmit tertemiz. Bağçeşme’nin içi, çevresindeki yollar pırıl pırıl. Şehrin aşağı bölümünde büyük bir karmaşa, gereksiz gürültü ve koşuşturma varken, orada sadece kuş sesleri duyuluyor. Masmavi görünümü ile Körfez ayaklarınızın altında.

Gitmişken Bağçeşme’deki bütün tanıdıklara, büyüklerimize, küçüklerimize de dua ettim, ruhlarına birer fatiha gönderdim.

Zaten oldum olası ölmekten korkan, kendini her şeyden sakınan bir adam olmadım. Ama dün Bağçeşme’ye çıkıp, o ortamı görünce kendimi biraz daha rahat hissettim.

Bütün zorluklar, acılar, sıkıntılar, korona mikrobu; çirkin siyaset, dünya savaşı korkusu, hukuksuzluk, adaletsizlik, aklınıza gelebilecek her türlü kötülük ve mutsuzluk günümüz dünyasının ve günümüz İzmit’inin yaşam biçimi olmuş. Bağçeşme bir korunak, bir sığınak, bir huzur ortamı.

Onun için sevgili İzmitliler; hep dikkatli olun, duyarlı olan, şu covid aşınızı falan da mutlaka yaptırın da, çok fazla korkmayın ölmekten. İnsan bir kere ölür… Biz İzmitliler için hala ölünce gidilecek yer Bağçeşme ise, ölümden hiç korkmamak, bu duygu ile her türlü haksızlığa, hukuksuzluğa, kahpeliğe karşı adam gibi direnmek ve karşı durmak gerekir.

Bu hayat, ciğeri beş para etmez birilerinin pohpohlamaları ile güzel gibi göründüğü dönemlerde aslında doğru ve düzgün insanların iç dünyasında çok büyük çalkantılar demektir…

Babamın ölümünün 30 uncu yıldönümüydü dün. Geride kalan 30 yıllık dönemin başlarında, ben henüz gazetenin genel yayın müdürüyken, 20 Nisan’lardaki anmaya pek çok insan, sırf bana veya kardeşime görünmek için gelirdi. Mezarın çevresine Belediye gelen insanlar rahat etsin diye tabureler koyar, limonata falan ikram ederlerdi. Bu yıl pandemi nedeniyle de biz yıldönümü hakkında kimseye haber vermedik. Babam ve kardeşimle tek başıma buluşmayı tercih ettim.

Dün babamın kabrinin başında, ben, oğlum Can ve bizi hiç yalnız bırakmayan değerli dostumuz Tuğrul baş başaydık. Duamızı ettik, selamları ilettik. Rahmetliye İzmit’in şimdiki halini, kimlerin eline kaldığını anlatmayı düşündüm, sonra vazgeçtim. Bilmesin de huzur içinde yatsın istedim.

Bu yazının amacı ve teması şudur: Ölmekten çok fazla korkmayın. Hayatınızın bütün eksenini sağ kalmak için çırpınmak üzerine kurmayın. Evet, önlemlerinizi alın, bulaşıcı hastalıklardan, magandalardan, yabani hayvanlardan acımasız ve vahşi tiplerden kendinizi sakının.

Ama dik durun, eğilmeyin, bükülmeyin. Haksızlığı gördüğünüzde karşı çıkın, haykırın. Ölümden öte köy yok. Ölünce gideceğimiz yer de Bağçeşme ise, emin olun bu kentin en huzurlu ve sakin yeri orası. Belki de Bağçeşme’de yatanların tamamı, biz bu kahpeleşen İzmit’te yaşayanlardan çok daha mutlu ve huzurlu.

CEMALETTİN’E MADALYA TAKIN

Dün sabah, babamı anmak için Bağçeşme’ye çıkmadan önce, davetli olarak Bekirpaşa Polis Merkezi’ne gittim. Polis, ifademi almak için davet etmişti. Sabaha karşı evimi basıp kelepçe ile almasınlar diye, bu tür davetlere hemen icabet ediyorum.

Yine Tahir Reis’in avukatı Halit aracılığıyla verdiği bir şikayet dilekçesi nedeniyle çağırıldığımı düşünüyordum. Yanılmışım. Bu kez bizim meşhur uzun saçlı Cemalettin şikayetçi olmuş.  “Benim etnik kimliğimi, memleketimi deşifre edip, onurumla oynadı” demiş.

Bu adam, uzun yıllar benim emrimde çalıştı. Benim önümde nasıl hareket edeceğini, ne diyeceğini bilemez biriydi. Sonra ben ÖZGÜR KOCAELİ’den ayrıldım, Haldız’lar bu zavallıya paye verdi. Kendini bir şey sandı. Polise ifademi verdim, “Kesinlikle hakaret etmedim. Şikayetçi kişi, benim hakarete tenezzül edeceğim biri değildir” dedim. Avukatı yine Halit mi diye evraka baktım. Değilmiş, başka bir avukat aracılığıyla şikayet etmiş.

Cemalettin amacına ulaştı. Benim sabah sabah ağrıyan dizim, tutmayan bacaklarım ile polis merkezine gidip, ifade vermeye mecbur bıraktı. Umarım, mahkeme de olur, karşı karşıya geliriz. Benim gözümün içine nasıl bakacak merak ediyorum.

Ama şimdi, ağababaları beni karakola davet ettirdiği için Cemo’ya bir madalya takmalı.  Haldız’lar bir maaş ikramiye, Tahir Reis’i şöyle bol porsiyon bir kuzu pirzola ile ödüllendirip, çok sevdiği ve saydığı Rektör’ü de ciğerlerinden ameliyat ettirmeli.

Beni seven İzmitlilerden tek bir ricam var. Bu kente lütfen sahip çıkın. Bu kentte ayakların baş olmasına göz yummayın, izin vermeyin ve gereken tepkiyi gereken yerde gösterin.

Ölümden öte köy yok çünkü…

- Kocaeli Ses Gazetesi, İsmet Çiğit tarafından kaleme alındı
https://www.seskocaeli.com/makale/6998319/ismet-cigit/izmitin-en-guzel-yerindeydim