Nafaka ve mağduriyet

Aygen Tuna
Aygen Tuna

Son zamanlarda çok sık duyar olduk "süresiz nafaka kaldırılsın, mağdur erkekler var, 3 ay evli kalan erkek, ömür boyu nafakaya tabii tutuluyor" gibi sözleri. Ya da "mahkemeye sevgilisiyle gelen kadına ben neden ömür boyu nafaka veriyorum?" sorularını okuyoruz sosyal medyadan. Tabii ki bunları da yaşayan insanlar var ancak kişisel kötü niyetler sebebiyle oluşan bu durumun genellenerek toplumda bir mağduriyet oluşturulduğunun bilinmesi gerekiyor.

EŞİK Eşitlik İçin Kadın Platformu'nun araştırmalarına göre; her 10 kadından sadece 3'ü istihdama katılabiliyor. Her 4 kadından 1'i çocuk sahibi olunca istihdamdan düşüyor. Ekonomik, sosyal, kültürel olarak ezilmiş, ev içine neredeyse hapsedilmiş kadınlar, yeni çıkacak torba yasalarla ya mutsuz, sevgisiz evliliklere katlanacak ya da sonu belirsiz derin bir yoksulluğa sürüklenecek. Başka seçenek tanınmıyor ne yazık ki. Kırk katır mı kırk satır mı?

Aslında nafaka için yasalarda kadına ya da erkeğe ödeme hükmü diye belirtilmiyor. Boşanma sonrası kusursuz ve yoksulluğa düşecek eş olarak belirtiliyor. Toplumumuzda eğitimden başlayarak daha sonraki yıllarda da çalışma hayatının içinde olabilen, istihdama katılabilen kadınlar azınlıkta kaldığı için, yaşanılanlar neticesinde mağdur olan yine kadınlarımız oluyor. Boşanma sonrası iki türlü nafaka var: Yoksulluk ve iştirak nafakası. Yoksulluk nafakası kadın ya da erkek mağdur olan tarafa ödenirken, iştirak nafakası ise ortak çocuk veya çocuklar varsa bakımını üstlenecek tarafa ödenecek olan nafakadır. Yani ortak çocuk bakımı için. İşte bu iki ayrı nafaka çeşidini algı ile karıştırıp mağdur rolüne bürünülmesi asıl konu.
İştirak nafakası çocuk olduğu için gerçekten mecburidir, ancak bundan kaçan kötü niyetli erkeklerin olayı yoksulluk nafakası ile yani çocuk yokken verilen nafaka ile bir tutarak ortalığı ayağa kaldırması da abesle iştigalden başka bir şey değildir. Sosyal devletlerin boşanmış kadınların çocukları için kreşler açması, her türlü mağduriyeti giderecek yapısal düzenlemeleri sağlaması gerekmektedir. Böylece kadınlar istihdama karışabilsin, kendine ve çocuğuna güzel bir gelecek sağlayabilsin. Boşanmanın yükünü sırtlayabilmiş cesur kadınlara imkan ve seçenekler sunulmalı ki, şimdiye kadar evde olmaya zorlanmış, eğitim hayatına devam edememiş, etse de çalışma hayatına katılamamış kadınlar, sudan çıkmış balığa dönerken hayata yeniden tutunmak için desteğin devletten gelmesi beklenmektedir. Herkes aile büyüklerinden yana şanslı olamayabiliyor. Yaş, sağlık, psikolojik sebeplerden dolayı torun bakma zorunluluğu kimsenin yoktur. Manevi yük kadında iken, maddi yükün de ona yüklenmesi ve yapan nasıl yapıyor denmesi sizce
eşitlik midir? Herkesin şartları farklıdır, devletin bu yasaları çıkarırken hiçbir tarafın mağdur olmaması için önceden sosyolojik yapıyı inceleyip, konuyu her yönden ele alıp, ona göre bir planlamaya gitmesi gerekmektedir.

Çıkarılması düşünülen yeni torba yasaya göre bir fon oluşturulacak. Nafaka fonu. Erkekten alınacak, devlete aktarılacak. EŞİK platformu da diyor ki; halka yeni vergi yükleri ve bürokrasi olarak geri dönecek. Fonlara zaten bir güvensizlik ortamı oluşan toplumda, sadece nafakayı ödemekte zorlanan erkekler için bir fon oluşturulsun. Hatta yasalar aynen böyle kalsın, değiştirilmesin, var olan uygulansın, mevcut korunabilsin. Çünkü ilerde evin reisi kavramı yeniden erkeğe verilebilir, eşit mal paylaşımı ortadan kaldırılabilir. Kadınların hak kaybına uğramayacağı şekilde planlamalar yapılmalıdır der EŞİK platformu.
Hukuk; sosyal hayatın yansımasıdır. Kadını gelenek, görenek adı altında sosyal hayattan kopartıp, tanımsız ev içi işlere hapsedip, psikolojik veya manevi şiddete boyun eğmek zorunda bırakmak, başka seçenek bırakmamak aslında mağduriyetin ta kendisidir. Bakmakla zaten yükümlü olduğu çocuğa maddi destek vermekten kaçan babaların mağdur edebiyatı yapması çok da gerçekçi değildir.

Tüm bu yasaları kendi lehine çevirmek için kullanan kötü niyetli insanlar yok mudur? Tabii ki vardır. Sözüm onlara değil zaten. Mağduriyet kişiye göre değil, hakkaniyete göre belirlenmelidir. Ona bakarsanız ikinci evliliğini yapmış bir kadın ilk evliliğinden olan çocuklarına babalarının maddi desteğini böbürlenerek anlatırken, şimdiki kocasının ilk evliliğinden olan çocuklarına verdiği desteği hayıflanarak anlatabilir. Demek istediğim; empati yapmayan herkes haklıdır kendince. Bu ancak gerçek mağdurun tespitiyle oluşacak yasa ile düzenlenebilir. Süre ile değil. Zaten algı yapıldığı gibi süresiz de değildir. Boşanan veya boşanmaya çalışan kadınların yüzde seksenbeş'i yoksulluk nafakasından feragat etmiş, daha fazla fiziksel veya manevi şiddet görmemek adına. Bürokrasi ile uğraşıp tekrar tekrar o girdapta boğulmamak adına. Ancak konu çocuktan doğan iştirak nafakası ise durum değişir. Her iki taraf anne baba olmanın gereğini yerine getirmekle yükümlüdür.

Anayasa Mahkemesi'ne nafakanın süresizliğini içeren maddenin yasaya aykırılığı iddia edildi. Süresiz olacağına ilişkin hükmün anayasaya uygun olduğuna hükmederek talebi reddedildi. Kimse bir Şeyma bir Acun olmadığı gibi, istisnai durumlardan haklılık payı çıkarılmasına da gerek yoktur.

Geleceğimiz kadınlarda ve onların yetiştireceği çocuklardadır. Erkek egemen toplumlarda yıllar yılı sistematik bir şekilde kadının geri plana itilmesini içimize sindirmemeliyiz. İstihdamda, eğitimde, eşitlik ilkesi ile yasalar belirlenmeli, düzenlemeler ona göre yapılmalıdır. Sözde değil, özde. Ya da daha kötüye gitmemesi adına bırakın böyle kalsın, ancak uygulansın.

Sevgiyle ve adaletle kalın.

- Kocaeli Ses Gazetesi, Aygen Tuna tarafından kaleme alındı
https://www.seskocaeli.com/makale/9187698/aygen-tuna/nafaka-ve-magduriyet